Sosyal Medya

Stradiji Akademi Ön Kayıtları Başladı!

by Taci Yalçın on 10 Şubat 2010

in Sosyal Medya

Kayıt falan dediysek de, ön kayıtlar ücretsiz olacak tabii ki. Ve her ders için en fazla 20 katılımcı kabul edileceğinden, böyle bir yönteme başvurduk. Ön-Kayıtlar ve akademi için detaylı bilgiye, Stradiji Akademi sitesinden ulaşabilirsiniz.

Bilmeyenler için biraz detaya inelim. Akademi, Stradiji‘nin Türkiye’de sosyal medya ve profesyonel blogculuğun gelişmesi adına yayına aldığı online öğretim servisidir. Şimdilik 3 ders verilmektedir:

1- Sosyal Medya Dersleri

2- Profesyonel Blogculuk ve SEO Dersleri

3- Tüm Dersler Paketi (Sosyal Medya, Profesyonel Blogculuk, SEO Dersleri)

(Müfredatlar için derslerin üzerine tıklayabilirsiniz.)

“Tüm Dersler” paketi tabii ki daha ekonomik. Ve aynı zamanda en faydalısı olduğunu düşünüyoruz. Çünkü hem bireysel, hem de markalar için bu 3 kavramı aynı potada düşünmenin daha faydalı olacağına inanıyoruz. Ama ”ben sadece sosyal medya, veya sadece profesyonel blogculuk ve SEO dersleri almak istiyorum diyenlere ayrı ders paketleri de tasarladık.)

Sosyal Medya Dersleri’ni ben veriyorum. Profesyonel Blogculuk ve SEO Dersleri’ni ise Mert Erkal veriyor.

Mert’in akademiyle ilgili tanıtım yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Fiyatlar ve yönerge için ise buraya tıklayabilirsiniz.

{ 0 comments }

Sosyal Medya ve SEO ilişkisi

by Taci Yalçın on 10 Şubat 2010

in SEO Etkisi,Sosyal Medya

Markalar için sosyal medyanın kullanımından bahsediyorsak, pek tabii ki burada asıl üzerinde durmamız gereken nokta markaya sağlayacağı yarar. Markanın interneti kullanarak sağlayacağı yararlardan bahsediyorsak da, şüphesiz sosyal medya ve seo ilişkisini de göz önünde bulundurmamız gerekir.

Bir sosyal medya stratejisinin en önemli unsuru, hazırlayacağınız varış sayfası, yani landing page’dir. Geri kalan her şey, bunun etrafında kurulur. İlerde çeşitli sektörlere hitap eden road map’ler hazırlayacağız, orada daha iyi anlayacaksınız, buna ilerde değiniriz. Şimdilik SEO kısmıyla ilgilenelim biz…

landing page 300x239 Sosyal Medya ve SEO ilişkisi

Nedir bir varış sayfası? Bu sizin kurumsal internet siteniz veya blogunuz olabilir. Bunun ne olacağına karar verirken sizin “sosyal medyadan ne istediğinizi” bilmeniz gerekiyor. Sosyal medyayı kullanarak satışlarınızı artırmak mı istiyorsunuz? O halde nerede satış yapıyorsanız, orası varış sayfanız olmalıdır. İyi bir sosyal medya stratejisinin varış sayfasına ulaşmak için, “geçiş sayfalarına” ihtiyacı vardır. Geçiş sayfalarında ustaca -çaktırmadan- ikna edilen kullanıcı, iyi bir varış sayfasında da satışa yönlendirilir.

Eğer varış sayfanız satış yaptığınız internet siteniz ise, geçiş sayfaları da blogunuz, medya odanız, basın bültenleriniz, sosyal ağlardaki profilleriniz, markanız adına hangi platformlarda “varlık” oluşturuyorsanız, o sayfalar geçiş sayfalarıdır. Daha doğrusu geçiş sayfaları olmalıdır. Benim bu konuda gördüğüm en büyük iki hata şunlar:

1- Geçiş sayfalarına varış sayfalarının misyonu yükleniyor. Bir geçiş sayfasını “doğrudan” varış sayfanızmış gibi kullanamazsınız.

2- Gereken çapraz linklemeler ve en önemlisi yönlendirmeler yapılmıyor. Bir koordinasyon yok. Dolayısıyla ortak bir noktada buluşmayan geçiş sayfaları, kendi etrafında küçücük bir etki yaratıyor ve bu etkiler bir varış sayfasında birleşmeyince onlarca küçük etki olarak kalakalıyorlar.

Bu küçük etkilerin iyi hazırlanmış bir varış sayfasında doğru şekilde birleşmesiyle “büyük etki” olur. Yani formül:

Küçük Etki: KE , Büyük Etki: BE ve her bir KE bir geçiş sayfasının yarattığı etki olmak üzere,

Başarısız olan: KE+KE+KE+KE+KE+KE… = 6 KE + …

Başarılı olacak olan: KE->KE->KE->KE->KE->KE->… = BE

İlerde şematize ederiz, şematize etmeden sadece formüle edince biraz komik ve anlaşılmaz gibi durabiliyor. Anladığınızı umuyorum.

Genelde hep “varış sayfalarının önemi”ne değinilir. Ben geçiş sayfalarının daha önemli olduğunu düşünüyorum. Kendimden örnek vereyim. İyi hazırlanmış geçiş sayfaları beni başarılı bir şekilde varış sayfasına yönlendirdiğinde, pek nadiren de olsa varış sayfasına bir kulp takıp çıkıyorum o sayfadan. Ama geneli bana başarılı bir şekilde satışı gerçekleştiriyor. Yani şöyle diyorum söylene söylene ürünü alırken: “Ulan şunu da yapsaymışsınız 10 numara olacakmış her şey.”

Geçiş sayfalarından biri bile başarısız olsaydı ve beni doğru bir şekilde yönlendirmeseydi varış sayfasına, ben o varış sayfasına belki hiç gidemeyecektim ve “söylenerek de olsa” ürünü alamayacaktım. Ama gittim, ama aldım..

İşte bu yüzden geçiş sayfaları varış sayfalarından daha önemlidir. (Elbette birisinin kafamıza silah dayayıp “hangisi daha önemli” diye sorması lazım. Çünkü madem elimizde imkan var, varış sayfamız da iyi olsun değil mi?)

Geçiş sayfalarının birkaç temel işlevi vardır. Bizim bu yazıda üzerinde duracağımız konu, geçiş sayfalarının varış sayfasının SEO’suna yaptığı katkı olacak.

Geçiş sayfalarının kendi aralarında da belirli bir önem sırası vardır. Birçok sosyal medya stratejisine göre değişir pek tabii ki, ama benim stratejimde en önemli geçiş sayfası blogdur. Zaten farklı bir şey söylemiyorum. Eğer strateji farklı segmentlere hitap eden, buna göre platform seçilen bir strateji değilse (Facebook aplikasyonları vs. gibi) zaten hemen her stratejide en önemli geçiş sayfası blogdur.

Varış sayfasının temel arama motoru optimizasyonu muhakkak olmalıdır, ama o benim konum değil.

Blogunuzun varış sayfanızın bir uzantısı şeklinde olması (blog.varissayfasi.com gibi) varış sayfanızın SEO’suna önemli katkılar yapar. Aksi halde farklı bir domain tercih etmeniz, blogunuzun farklı bir site olarak algılanmasını sağlar. Böylece durmadan içerik girerek farklı bir siteyi güncelliyor olur, farklı bir sitenin SEO’suna katkı yapıyor olursunuz. (varissayfasiblog.com gibi mesela)

Sosyal medya profillerinizde varış sayfanızın linkini vermeniz, paylaşımlarınızda “arada sırada” kullanmanız da o sitelerden (hepsinden olmasa da) link almanızı sağlar. Trafik katkısını söylemiyorum bile.

Varış sayfanızı hangi hedef ve müşteri kitlesine göre organize ettiyseniz, aynı hedef kitleye hitap eden bloglara yorumlar yapmanız da oldukça önemlidir. Hem o sitelerden link almanızı sağlar, hem de hedef kitlenizin sizi görmesini sağlarsınız.

SEO Açısından Önemi: Yorum yaparken varış sayfanızın değil de, blogunuzun adıyla ve adresiyle yorum yapmalısınız. Böylece reklam yapmaya çalışan ucuz bir marka gibi değil, en kötü ihtimalle blogunu tanıtmak isteyen ve “değerli içerikler paylaşan” bir marka olursunuz. Blogunuzu da “blog.varissayfası.com” gibi bir domainde barındırdığınız için, aynı zamanda varış sayfanıza link de almış olursunuz.

Del.icio.us, Digg, StumbleUpon gibi popüler imleme sitelerinde ise önce kendiniz imlemelisiniz. (Bu herhangi bir blog postunuz olabilir.) Bunları yaparken de, bu sitelerde sektörünüzle ilgili “gerçekten faydalı” içeriklere oy vererek az sayıdaki takipçilerinize faydalı ve yol gösterici olmalısınız.

SEO Açısından Önemi: Birçok SEO analiz aracı, “delicious’tan kaç kere link aldığımızı” da ölçüyor. Bu yüzden sosyal imleme sitelerinden alınan link sayısı ne kadar çok olursa o kadar iyi.

Eğer planladığınız stratejiye göre Twitter kullanmanız gerekiyorsa (Twitter kullanmanın gerekliliği/gerekmezliği üzerine detaylı bir yazı ilerde geliyor), yani Twitter kullanmaya karar verdiyseniz, tweetlerinizde kesinlikle odaklandığınız anahtar kelimeleri içeren hashtag’ler kullanın. (#taciyalcin gibi.)

SEO Açısından Önemi: SEO deyince aklımıza Google geliyor. Google da yakın zamanda Caffeine aşamasına geçiyor. (Detaylı bilgi) Google Caffeine, sosyal medyayı oldukça ön planda tutacak ve başlıca sosyal medya platformlarındaki aramaları dahil edecek. Bu platformlardan en önemlisi de kuşkusuz Twitter. Peki sizce Google binlerce tweet’i nasıl derecelendirecek? Tabii ki hashtag’lerin önemi sandığımızdan büyük olacak. Sadece bir tweet kendi başına geçiş sayfalarınızdan biri olacak. (Doğrudan varışa yönlendirme eğilimi olsa da, şu an bile öyle değil mi?)

Bu konuyu ilerde daha detaylı inceleriz. Niyetim daha uzun bir yazı yazmaktı fakat hem siz okurken küfür etmeyin diye, hem de uykusuzluktan bitap düşmüş bünyemi daha fazla yormayayım diye, seri halinde gideriz diyorum.

{ 4 comments }

Geçenlerde Sosyal Medyada Stratejinin Önemi başlıklı yazıyı yazarken dilim sürçtü. Düzeltmek yerine öyle kalsın istedim. Çünkü bu konu özellikle ülkemizde oldukça karıştırılan bir konu ve ayrımı oldukça basit olmasına rağmen hep birbirlerinin yerine kullanılıyorlar. Aklıma gelen birkaç kriteri sıralayayım. Doğruluk garantisi yoktur, zaten bu sitedeki hiçbir şeyin doğruluk garantisi yoktur. Kendi fikirlerimi paylaşıyorum.

1- Sosyal medya kampanyası kısa süreli, sosyal medya stratejisi uzun sürelidir.

Adı üstünde. Kampanyalar kısa süreli “etkinliklerdir” , stratejiler ise uzun süreli planlamalar gerektirir. Kabataslak rakam verecek olursam, bir sosyal medya kampanyası en fazla 1-2 ay sürecinde olur. Fakat sosyal medya stratejisi minimum 1 yıllık olmalıdır. (Bu konuda çeşitli görüşler var. 6 aydan 5 yıla kada değişiyor. Benim görüşüm minimum 1 yıllık olması gerektiği yönünde.)

2- Kampanyada asıl amaç viral etki yaratmak, stratejide asıl amaç satış yapmaktır.

Bir sosyal medya kampanyasının başarılı olarak adlandırılabilmesi için, benim görüşüme göre en başta viral öğeler içermesi gerekir. Eğer viral yayılıma müsait değilse, bence o sosyal medya kampanyası değil, internet kampanyasıdır. Sosyal medyanın genlerine aykırıdır.

Tek başına bir video bile, yaratacağı etkiyle başarılı bir sosyal medya kampanyası olabilir. Ama bir sosyal medya stratejisinin viral öğeler taşıması gerekmez. Elbette başarılı bir sosyal medya stratejisinin viral unsurlarla (video, mikrosite, bir blog postu, bir ürün, bir karakter, sadece bir twit, bir fotoğraf, herhangi bir şey) desteklenmesi harika olur. Ama bu şart değildir. Sağlam bir strateji, viral unsurlara ihtiyaç duymaz. Hatta dünyanın en ünlü sosyal medya uzmanları bile bazı konuşmalarında virali yok bile sayabiliyorlar.

Sağlam bir sosyal medya stratejisinin asıl amacı satış yapmaktır dedik. Kısa süreli kampanyalar da satış getirebilir elbette. Fakat satış getiren kısa süreli sosyal medya kampanyaları tasarlamak çok zordur. Onlar daha çok marka bilinirliğini artırmak, kısa süreli trafik artışı, az da olsa üye vs. artışı getirirler. Fakat satış çok kolay gelmez. Sosyal medya stratejisi ise tam bir derviş işidir. Oldukça sabır gerektirir. Sabırlı olarak, bir veya birkaç yıl çizginizi hiç bozmadan, stratejinizi hiç bozmadan ilerlemeniz gerekmektedir. Fakat sonunda muhteşem satış hacimlerine ulaşırsınız. Ve emeklerinizin karşılığını fazlasıyla alırsınız. Yapmanız gereken şey, belirli bir strateji dahilinde, “doğru araçları ve platformları kullanarak (hepsini değil!)” içerik paylaşmaktır. İçerikleriniz kapsamında müşteri sorunlarına odaklanabilir, müşterileri “dinleyerek” onların istedikleri içerikleri, aradıkları şeyleri onlara verecek içerikler vs. üretebilirsiniz.

3- Kampanyayı ajans, stratejiyi ise siz yönetmelisiniz.

Bir sosyal medya kampanyası tasarlamak, yönetmek ve raporlamak bir dijital ajansın veya sadece bu işe odaklanmış bir sosyal medya ajansının işidir. Kampanyayı siz tasarlayamazsınız, siz yönetemezsiniz veya siz uygulayamazsınız.

Ama strateji öyle değildir. Stratejinizi kimseye güvenmemelisiniz. Çünkü strateji demek, anlatım demektir. Ve ne yaptığınızı sizden daha iyi kimse anlatamaz. Fakat buraya dikkat: Sosyal medya stratejinizi kendiniz hazırlamaya kalkmayın. Şu an sosyal medya stratejileri geliştiren, kampanyalar tasarlayan ve ajansım diye gezinen bir sürü kişi bile bu konuda oldukça hata yaparken, siz muhakkak hatalarla dolu bir strateji hazırlarsınız. En iyisi bu işi bilen, bildiğine inandığınız, daha önce sağlam bir sosyal medya stratejisi kurgulamış bir ajansla irtibata geçmeniz. Beraber oturup markanızın ihtiyaçları ve kaynakları dahilinde bir sosyal medya stratejisi belirlemeniz. Sonra da o ajanstan veya farklı bir ajanstan kurumiçi sosyal medya workshop’u alıp, araçları ve platformları nasıl kullanacağınızı iyi öğrenmeniz gerekiyor. Sonrası size kalmış. Sabırlı olup uygularsanız başarıya ulaşmanız kaçınılmaz. Dünyada bunun birçok örneği var. Yakında paylaşacağım onları da.

4- Kampanya sonuçları ölçülebilir, strateji sonuçları ölçülemez.

Kaba olduğu kadar doğru da bir tabir aslında. Bir sosyal medya kampanyası kolay raporlanabilir. Video kullanılmışsa kaç defa izlendiği, yazıların kaç defa okunduğu, sitenin kaç defa görüntülendiği vs. gibi sayısal bilgiler oldukça basit araçlarla raporlanabilir. Fakat bir strateji sonuçlarını raporlamak neredeyse imkansızdır. Strateji bir etkinlik değil bir süreçtir. Bu yüzden en kolay raporlama yöntemi şudur: İki yıl sonra bir kendinize bakın. Hem satışlarınızda, hem marka bilinirliğinizde inanılmaza yakın bir çağ atlamış mısınız, atlamamış mısınız? Zaten strateji yıllarca devam edecek uzun bir süreç olacağı için, ufak şeyler size başarılı olduğunuzu bu süreç içerisindeyken, belki 1 ay sonra, belki 3 ay sonra göstermeye başlayacaktır.

5- Her strateji bir kampanyadır, ama hiçbir kampanya bir strateji değildir.

Bu da oldukça kaba bir tabir oldu. Sadece bu cümleyi okuyan muhtemelen katılmayacaktır, bu yüzden biraz açayım. Hiçbir kampanyanın bir strateji olamayacağını üstteki maddelerden biliyorsunuz artık. Peki her strateji nasıl bir kampanya olabilir?

Bizim büyük takımlar (Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş vs.) başarıya endeksli teknik direktör değiştirmeleriyle meşhurdurlar. Başarılı olan bir sene, bilemedin iki sene daha kalır (bu, futbol için inanılmaz kısa bir süredir) ve daha sonra da olası bir ikincilik, üçüncülük durumunda başka bir teknik direktörle anlaşılır. Başka hiçbir şeye bakılmaz. Altyapıya verdiği önem, takıma oynattığı oyıun, kazandırdığı oyuncular, takıma kazandırdığı “kimlik” , takımın marka değerine katkısı vs. hiç düşünülmez. İşte gönderilen teknik direktör, sosyal medya kampanyasıdır. Diğer etkilerine bakılmaksızın, sadece sayısal raporlara bakılarak başarılı olup olmadığı ölçülür. (Belki doğru bir yaklaşımdır, ama kampanyadır sonuçta nasıl olsa.)

İngiltere gibi futbol kültürünün doğduğu bir yerde ise, “genelde” teknik direktörlerle uzun vadeli çalışılır. Örneğin Arsenal teknik direktörü Arsene Wenger 14 yıldan beri, Manchester United teknik direktörü Sir Alex Ferguson 23 yıldan beri aralıksız takımlarının başındadırlar. Sir Alex, 23 yılda elindeki hemen her dönem ülkenin en iyi takımıyla 11 kez şampiyon olmasına ve sadece 2 kez şampiyonlar ligi kazanmasına rağmen, takımı Manchester United müthiş bir ekonomi sahibi olmuş ve bu süreçte dünya listelerinde hep ilk 3′te yer almıştır. (Genelde Barcelona ve Real Madrid ile dönüşümlü liderliği paylaşırlar). Öyle bir altyapı kurmuştur ki, oraya 10 yaşında giren çocuklar 7-8 yıl sonra ülkenin en iyi futbolcuları adayları arasında gösterilirler, birkaç yıl sonra da çoğu dünyanın en iyi futbolcuları olurlar. (Ryan Giggs, Wayne Rooney, Cristiano Ronaldo vs.) Manchester United’ı öyle bir marka haline getirmiştir ki, Surinam’da boxer’ını satsanız kimse “bu ne şimdi” der gibi bakmaz size. Onun ne olduğunu bilir. Bugün altyapısında sayısız potansiyel dünya yıldızı genç barındırmaktadır. Arsenal-Arsene Wenger ilişkisi de bu ilişkiye çok benzer.

İşte sosyal medya stratejisi, Sir Alex Ferguson’dur.

{ 3 comments }

Birkaç gün önce, gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren bir müşterimiz için sunum hazırlıyordum. Gayrimenkul sektöründeki en büyük oyunculardan biri olduğundan; dünyadaki karşılıklarını da incelemek istedim ve Google’a ilk olarak “Real Estate Giants” yazdım. Böylelikle olaylar gelişti…

Sonradan sunumda da kullandığım bu başarılı sayılabilecek stratejiyi blogda da anlatmak istedim. Öncelikle şunu belirtmek isterim. Bu bir sosyal medya kampanyası değil. Bu uzun bir sürece yayılan sosyal medya stratejisi. Strateji karmaşık falan değil. Herhangi bir yaratıcılık da içermiyor. Buraya taşımamın nedeni, gayrimenkul gibi oldukça klasik bir alanda, sadece sosyal medya araçları kullanılarak ”gerçek gayrimenkul devlerinden” nasıl farklılaşılabileceğini oldukça basit anlatması.

Öncelikle Google’a “real estate giants” yazdım…

Real Estate Giants

Ders 1 - Basın Bültenleri: Gördüğünüz gibi Google ilk sırada news results verdi. Yani burada haberlerin önemine dikkat çekmek istiyorum. Peki haberlerde yer almanın en sağlıklı ve en önemli yolu nedir? Basın bültenleri…

Sonra hemen ilk sırada, bir basın bülteni karşımıza çıkıyor. Tabii ki Cushman&Wakefield‘ın basın bülteni. Basın bülteninin başlığına dikkat ederseniz, benim aradığım anahtar kelimenin geçtiğini görürsünüz. (Basın bülteni yazma stratejilerine ilerde sık sık değineceğim.)

Basın bülteni dağıtıcısına baktığımızda, PrNewsWire‘ın olduğunu görüyoruz. Basın bültenlerinin SEO’ya etkisini bu örnekte çok daha net görebiliyoruz. İşin güzel yanı, ilk sıralarda onca gayrimenkul devi olmasını beklerken, Forbes’un listesinde oldukça aşağılara inmeme rağmen göremediğim CushWake’in, en büyüklere bu alanda fark atması.

Forbes 500

Gördüğünüz gibi Cushman&Wakefield’ın adı bile geçmiyor. Sadece basın bültenleri yaratarak ve bu basın bültenlerini basın bülteni dağıtım araçlarıyla dağıtarak, Google’da gerçek devlerin önüne geçmiş. Basın bültenini yazdıktan yıllar sonra, bulunduğun ülkeden çok çok uzakta başka bir ülkede, gayrimenkulle tamamen alakasız bir konuda bir sosyal medya blogger’ı, üstelik farklı bir dilde seni yazıyor. İşte long tail.

(Ülkemizde bu işi KurumsalHaberler yapıyor. İşlerini hakkıyla yapıyorlar mı bilmiyorum hiç araştırmadım, ama en azından konuyla ilgilenenler bir araştırabilirler. Ayrıca kurucusu olan Murat Buyurgan’ın şu sunumu da konuyla ilgili oldukça faydalı bilgiler içeriyor.)

2- Paylaşım: Devam edelim. Bahsettiğim basın bülteninin üst kısmı aşağıda.

Real Estate Basın Bülteni

Sağ üst köşede RSS aracını, paylaşım butonlarını (Technorati, BlogSearch) ve tüm sosyal medya platformlarında paylaşma butonunu (Share It) görüyorsunuz. İyi bir basın bülteni dağıtım aracı kullanmanın faydaları.

Muhtemelen bu basın bülteni onlarca platformda yüzlerce, binlerce kez paylaşıldı ve o yüzden halen ilk sırada. Devam edelim..

Cushwake Medya Odası

Cushman&Wakefield’ın sitesindeki medya odasına girdiğimde ve herhangi bir bültene tıkladığımda, o sayfada AddThis’in eklendiğini gördüm. Bunun ne anlama geldiğini biliyorsunuz.

3- Takipçilerin işlerini kolaylaştırmak - RSS:

Medya Odası RSS

Yine yukarıdaki fotoğrafa baktığımızda, Cushman&Wakefield’ın medya (basın) odasında, sağ üst köşede RSS aracının olduğunu görüyoruz. Cushwake ile ilgili haber yapmak isteyen muhabirler, Cushwake müşterileri vs. gibi çok geniş kapsamlı segmentlere hitap eden oldukça basit bir eklenti. Kendilerini takip etmek isteyenlerin işlerini kolaylaştırmışlar. Zaten ana amaç da bu olmalı. Takibi kolaylaştırmak.

3- Twitter:

Cushwake Twitter Widget

Yine CushWake’in basın odasından bir görüntü. Sağ sütuna lütfen dikkat edin. Twitter hesaplarından sadece kendileriyle ilgili şeyler paylaşmak yerine, beğendikleri haberleri re-tweet yapıp takipçileriyle paylaşıyorlar, hoşlarına giden sunumları paylaşıyorlar, sektörle ilgili haberleri paylaşıyorlar vs.. Sadece bu kadarı bile yeterli. Öyle hediyeler dağıtmanıza, bonus vermenize falan gerek yok. Ha verseniz iyi olur ama gayrimenkul gibi klasik sektörlerden bu kadarını beklemek haksızlık olur. Türkçe bilmediklerinden dolayı rahat konuşalım. Her yıl bir Twitter takipçisini ev sahibi yapsalar büyük ses getirirler icon smile Sade ve Başarılı Bir Sosyal Medya Stratejisi: Cushman&Wakefield

4- Düşünce liderliği:

Cushwake Knowledge Center

Cushman’in sitesine girdiğinizde, Knowledge Center adında bir bölüm görüyorsunuz. Bu bölümde sektörle ilgili araştırmaları, raporları vs. paylaşıyorlar. Çok güncel olmasa da, sektör için değerli şeyler paylaşıyorlar. Düşünce liderliği adına önemli bir adım.

Tüm bunlara ek olarak; güncel bir blogları da olsaymış tadından yenmeyecekmiş ama bu kadar temiz stratejisi olan firmanın kesinlikle haklı bir gerekçesi vardır diye düşünüp, bu konudan çok fazla puan kırmayalım diyorum icon smile Sade ve Başarılı Bir Sosyal Medya Stratejisi: Cushman&Wakefield

Şaka bir yana, olay işte bu kadar aslında. Hepsi bu kadar. Klasik bir sektördeyseniz ve en büyüklerden değilseniz, sadece sosyal medya araçlarının küçük bir kısmını düzgün bir şekilde kullanarak sade ve başarılı bir sosyal medya stratejisine sahip olabilirsiniz.

Öyle onlarca platformda üyelikler açmanıza gerek yok. Başlangıç için yeter de artar bile.

{ 0 comments }

Ne yapıyoruz?

by Taci Yalçın on 31 Ocak 2010

in Sosyal Medya

Bir önceki “sosyal medyada stratejinin önemi” başlıklı yazımda, sosyal medya stratejisinden şimdilik (bazı büyük ajansların yaptıkları dışında) tek anladığımızın tüm platformları hunharca kullanmak olduğunu belirtmiştim. Konuya uzak olanlar için veya buna katılmayanlar için klasik bir örnekle durumu daha iyi anlatmaya çalışayım.

Sosyal medya kirliliği

Evet, sosyal medya stratejisinden anladığımız şey bu ve biz sosyal medyayı kirletiyoruz. Yani bu, interneti yaşam ortamı olarak kabul edersek çevre kirliliğine eşdeğer. Buna sosyal medya kirliliği diyebiliriz. Zaten yaban ellerde buna “social media overload” deniyor. Yine realize edersek örneği, bu şuna benziyor:

Bir sabah işe gitmek için kalkıyorsunuz. Kahvaltınızı yaparken televizyonu açıp X markasının reklamını görüyorsunuz. Sonra gazeteye göz atarken yine X markasının reklamını görüyorsunuz. Üzerinizi giyinip evden çıkacakken, evinizin önünden kurum arabasıyla ve tepesinde megafonla bağır çağır yine aynı marka geçiyor. Arabanıza gidiyorsunuz, tam binecekken arabanızın ön camına bu markanın broşürünün sıkıştırıldığını görüyorsunuz. Arabanızla iş yerine doğru ilerlerken radyoda yine bu markanın reklamını duyuyorsunuz. İş yerine gittiğinizde masanızda bu markanın broşürüne rastlıyorsunuz. Telefonunuza mesaj geliyor, bakıyorsunuz ve bu markanın tanıtım mesajı. Bilgisayarı açıp maillerinizi kontrol ediyorsunuz, yine bu markanın tanıtımını içeriyor. Akşam eve dönüyorsunuz, posta kutunuzu kontrol ediyorsunuz, durum aynı. Tam eve girecekken kapı aralığında yine bu markanın broşürü.

Abarttım mı? Reele göre evet. Ama sanal dünyada yapılan şey de tam olarak bu. O zaman siz de abartmayın. Aynı insanlara farklı kanallardan ulaşmak yerine, farklı kanallardan farklı insanlara ulaşın. Elbette kesişim kümesinde kalan insanlar olacaktır. Fakat platform seçmeden/kullanmaya başlamadan önce düzgün bir strateji belirlerseniz; kesişim kümeniz de oldukça küçük olacak ve başını ağrıttığınız insan sayısı, herkesinkinden daha az olacaktır.

{ 2 comments }

Sosyal Medyada Stratejinin Önemi

by Taci Yalçın on 29 Ocak 2010

in Sosyal Medya

Bugün çok sevdiğim arkadaşlarımdan Çağatay ve Gülnur‘la birlikteydim. Bu da günlük girişi gibi oldu ya, neyse doğrudan konuya gireyim. Çokça sosyal medyadan, internet sektöründen falan konuştuk. Mutfakta sigara içerken (Evet, mutfakta sigara içiyoruz. Gülnur salonda sigara içirmiyor! icon smile Sosyal Medyada Stratejinin Önemi ) Çağatay bir sosyal medya kampanyasından bahsetti. İsim vermeyeyim ama, tabiri caizse bir ürün lansmanının sosyal medya kampanyasıydı. Zaten Çağatay’ın fikirlerine güvenirim, ama eve gelince ilk işim kampanyaya bakmak oldu. Çünkü günümün büyük bölümünü sosyal medyada geçiren ben, bu başarılı(!) kampanyadan nedense haberdar olmamıştım.

Gördüğüm şey tabii ki tahmin ettiğim gibiydi. Onlarca platformda açılmış bilgi kirliliği yaratmış onlarca profil, yaratılmış saçma sapan bir ana site (aslında blog ama öyle konumlandırılmış), birden fazla blog oluşturma aracında açılmış bloglar, kampanyayı besleyici ufak bir strateji olsa iyi olabilecek, fakat tüm kampanyanın üzerine kurulduğu bir anafikir ve son olarak da yarım yamalak paylaşılmış içerikler, sürpriz hediyeler (!) ve kendi bloglarında ne kadar başarılı olduklarını anlatan, yaptıkları şeyin Türkiye’de ilk olduğunu iddia eden sübyan (yaş anlamında değil) ajans (:p) kurucuları…

Fotoğraf her şeyi anlatıyor aslında. Ama biraz da bu konu üzerine bir şeyler çiziktirmeye yarar var. Çok başarılı bir sosyal medya kampanyası olduğunu iddia ettikleri için üzerine eğileceğim bu konunun. Yoksa amacım kimseyi karalamak falan değil.

Bir sosyal medya kampanyası neye göre başarılı kabul edilebilir?

Bunun birçok kriteri vardır ve birlikte değerlendirilmelidir, fakat ülkemizdeki genel algı “takipçi sayısının” olduğu yönünde. Elbette takipçi sayısı da önemlidir kuşkusuz. Fakat sizin Facebook sayfanızda sizi takip eden 1000 küsür kişi bir başarı kriteri olamaz. Eğer sizi 1.000.000 kişi takip ediyorsa ve bu kişileri türlü çakallıklarla bulmadıysanız, kim ne derse desin başarılısınızdır eğer kriter “takipçi sayısıysa.” 1000 küsür kişiyi iki üç arkadaş bir araya gelerek Facebook’taki arkadaşlarına teker teker mesaj atıp birkaç gecede herkes yapabilir. Diyelim ki tamamen organik bir şekilde bu 1000 küsür kişi o sayfada bir araya geldi. Eeee? Hani başarı? Eğer sizin kampanyasını yapmaya çalıştığınız şey dünyaca ünlü bir film ve aynı zamanda yıllardır bir fenomen haline gelmişse, bu sayfanın kendiliğinden en iyimser tabirle onbinlerce hayran toplaması gerekmez miydi? Pazarladığınız şey sıradan, yeni çıkmış, başarısız veya kimsenin haberdar olmadığı bir ürün değil ki. Bir fenomen. Dünyaca ünlü bir fenomen.

Diğer platformlara göz gezdirdim. Hepsinde de takipçi sayıları yerlerde. Twitter‘dan 30 küsür, FriendFeed‘den 80 küsür, Myspace‘ten Tom dahil 10 küsür vs. Sosyal medya kampanyasında başarı deyince akla ilk gelen tabir olan takipçi sayısını yaratamadınız. Peki neye göre başarılı olduğunuzu iddia ediyorsunuz? Tatmin edici rakamlar toplasaydınız ve başarılı olduğunuzu iddia etseydiniz yine bir nebze anlardım (ama yine de başarılı olduğunuzu kabul etmezdim) ama takipçi sayılarınız yerlerdeyken neye göre başarılı olduğunuzu iddia ediyorsunuz?

Evet, bu soru aklımdan geçti ve elbette bir şeylere dayanıyorlardır diye düşünerek diğer platformlara göz gezdirdim. Blogcu, Blogger ve WordPress.com‘da üç ayrı (bunlara ek olarak ana siteleri de hem yazılım, hem de kullanım açısından bir blog) blog açmak nasıl bir mantığın ürünüdür ben anlayamadım. Gerçekten anlayamadım. Düşündüm, düşündüm.. Bir sigara yaktım bir daha düşündüm… Çıkamadım işin içinden. Her birinin konusu ve hitap ettiği kitle ufak da olsa farklılıklar taşısaydı yine bir nebze anlardım. (Ama yine kızardım neden tek bir blogda farklı kategoriler açmadınız diye) Ama bunu anlayamıyorum.. Kafam kalın.

Hadi videolarını Youtube ve Vimeo gibi farklı video sitelerinde paylaşması mantıklı ve yapılması gerekir. Farklı komünitelerin genelde farklı kullanıcıları olur. En azından o anda o videoyu izleyecek kullanıcı barındırabilme ihtimaline karşı bile olsa bunu yaparsınız. Fakat ben “blog okursam WordPress’ten okurum arkadaş” veya “Blogcu forever bacanak, ne o öyle ecnebi bloglarında yazıyorlar” diyen bir tane insan evladı görmedim. Neden aynı içeriği farklı bloglarda paylaşarak hem ortalığı, hem de zaten stratejiden uzak kampanyanızı kirletiyorsunuz? İçinizden biri bile “naapıyoruz lan biz?” demedi mi? Dememiştir..

Sosyal medya kampanyaları diyerek genel konuşuyoruz. Türkler olarak genel konuşmayı çok severiz biz. O açıdan bu yazılık beni mazur görün. İlerde detaylarına inip çeşitlerinden bahsedeceğim. Fakat bugün bu kampanyadan bahsederken böyle konuşasım geldi!

Bir sosyal medya stratejisi oluşturmak ciddi bir süreçtir. “Bütün” araçları kullanıp içerik pompalamaktan başka bir şey yapmazsanız eğer, bu bir sosyal medya kampanyası olmaz. Pardon, olur ama son derece başarısız bir sosyal medya kampanyası olur. Bunu herkes yapabilir. Ve şimdiye kadar bu tarz yapılan tüm işler de başarısız olmuşlardır. En azından ben başarılı olanını görmedim. (Gerçi bu başarılı kampanyayı da görmemişim, büyük hata!)

Bu bloga başlamamın en önemli nedeni de bu işte. Bu algıyı yıkmak. Ve gerçekten başarılı sosyal medya kampanyaları nasıl inşa edilir, elimden geldiğince buna katkıda bulunmak. Eğer faydalı ve çoğu zaman özgün bilgiler sunamazsam; bana ulaşabilir ve tüm açık sözlülüğünüzle “kapat bu blogu” diyebilir, küfürler savuşturabilirsiniz. Eğer gerçekten haklıysanız ve bu blogun kapanmasından bir pazarlama profesyoneli, sosyal medya meraklısı ya da herhangi biri mutsuz olmayacaksa, kapatırım zaten. (Ama siz söylemeden ben farkederim bunu gibime geliyor.) icon smile Sosyal Medyada Stratejinin Önemi

İyi seyirler efendim.

{ 5 comments }

Sosyal medya dersleri başlıyor

by Taci Yalçın on 26 Ocak 2010

in Sosyal Medya

Merhabalar. Bu taze blogu açmamın nedenlerinden biri de aslında bu konu. Diğer tüm bloglarımı iptal edip, artık tek bir blogda (ve tek bir konuda - en iyi bildiğimi sandığım konuda) yazmamın gerektiğinin farkına vardım. O açıdan da Mert’e teşekkürlerimi sunuyorum.

Evet, sen kimsin diyebilirsiniz. Çünkü ülkemizde maalesef sosyal medya gurusu olmak çok kolay. Bir blog açıyorsunuz, 3-5 bir şeyler karalıyorsunuz ve kendinizi guru ilan ediveriyorsunuz. O yüzden ben uzun süre (belki birkaç yıl) bu konuda ahkam kesmemeyi tercih ettim. Sabahlara kadar araştırmalar yaptım, sosyal medya stratejileri geliştirdim, dünya çapında üst düzey sosyal medya uzmanlarıyla tanıştım, onlarla çok önemli web üzerinden yapılan etkinliklere katılıp, fikir paylaşımı içinde bulundum ve çoğu kişi gibi onların fikirlerini doğrudan kabul etmek yerine, uzun tartışmalara girdim ve birçok kendi fikrimi onlara kabul ettirdim. Elbette ilerleyen süreçte bu konuda da detaylı bilgi edineceksiniz.

Tüm bunları yaparken de geçtiğimiz seçimlerde Türkiye’nin ilk siyasi sosyal medya hareket planını (Türkiye’nin en büyük 2 partisinden biriyle çalıştık, elbette isim veremiyorum) hazırlayıp yönettim. (Hazırlama süreci: 5 ay, Yönetim: 3 ay) Bu süreçte edindiğim izlenimleri, birikimlerimi, kısacası sosyal medya adına her şeyi bu derslerde paylaşacağıma emin olabilirsiniz. (Parti içinde üst yönetimle yaşadığımız çatışmalardan dolayı bu kapsamda hazırladığım birçok sosyal medya projesini hayata geçiremedik, daha çok bizim hazırladıklarımızı değil de onların istedikleri şeyleri hazırladık. Onay süreci ise tahmin edebileceğiniz gibi devlet kurumlarımıza yakışır nitelikteydi fakat konumuz işin bu boyutu değil. O süreci de yeri geldikçe üstü kapalı olarak paylaşmaya çalışırım.)

Sosyal Medya Dersleri‘nin konularını ise şu şekilde hazırladım:

  • Sosyal medyaya giriş
  • Sosyal medyayı dinlemek ve ölçümlemek
  • Bir sosyal medya yol haritası hazırlamak
  • Sosyal medyada içerik
  • Blogumuzu sosyal medyaya adapte etmek
  • Sosyal medyada müşteri ilişkileri
  • Sosyal medyayla ilişkiler
  • Sosyal medyada reklam stratejileri
  • Sosyal medyada sponsorluk stratejileri
  • Web sitemizi sosyal medyayla uyumlu hale getirmek
  • Sosyal medyayı kullanarak satışlarımızı artırmak

Eğer derslere katılmak veya daha fazla bilgi edinmek isterseniz, Mert’in Blog Akademisi’nden sosyal medya dersleri hakkında ayrıntılı bilgi alabilirsiniz. Veya iletişim bölümünden bana ulaşabilirsiniz.

Umarım Mert arkadaşımın yüzünü kara çıkarmam. Umarım uzun zamandır sosyal medya konusunda bir blog açmamı isteyen birçok arkadaşımın da yüzünü kara çıkarmam. Herkese sevgiler, saygılar.

{ 0 comments }

Sosyal Medya Blogu

by Taci Yalçın on 25 Ocak 2010

in Sosyal Medya

Evet, sonunda adamakıllı bir sosyal medya blogu açmayı başarabildim. Gerçi daha bir sürü yapılacak işi var ama olsun, sonuçta büyük bir adımı atmış bulunuyorum. Fena halde yorgunum. Neredeyse 48 saattir bilgisayar başındayım. Uyumaya geçmeden önce ilk postumu atayım dedim.

Başlığa dönecek olursam; evet bu bir sosyal medya blogu. Yıllardır süren çalışmalarımı, projelerimi, sunumlarımı buradan paylaşacağım ve benim bildiklerimi bilmeyen birçok kişi ve markaya da -umarım- yardımcı olacağım. Blogumu takip eden sosyal medyayla ilişkili kişilerle de -yine umarım- bol bol karşılıklı fikir alışverişinde bulunacağız ve markalara daha fazla yardımcı olacağız.

Eğer sosyal medyayla ilgiliyseniz blogumu RSS takipçinize eklemenizi öneririm.

{ 2 comments }