Sosyal Medya

Sosyal Medya ve Siyaset

by Taci Yalçın on 12 Ekim 2010

in Sosyal Medya,Sosyal Medya ve Siyaset

Bilindiği üzere sosyal medyanın siyasi arenalarda kullanımı henüz çok yeni. Biraz da Barack Obama ‘nın başarılı sosyal medya stratejisinin de etkisiyle; liderlerimiz bir anda sosyal medyada yer almaya başladılar. Yani hiç çekinmeden söyleyebiliriz ki; çoğu alanda olduğu gibi bu alanda da dananın kuyruğu Amerika’da kopuyor, biz ise kuyruğunu koparmak için kendimize koyun arıyoruz.


govtag Sosyal Medya ve Siyaset

Biraz geçmişe, çok eskiye değil, 2009 yılına dönelim. Size bir şey anlatayım.

2009 yılı, benim açımdan çok ilginç bir yıl oldu. Son birkaç yılda (4 yıla yakın) sosyal medya ile ilgili o kadar çok araştırma yapmış, o kadar çok şey öğrenmiştim ki, artık bunları hayata geçirmek istiyordum. Bir yandan ODTÜ‘de okumaya çalışıyordum ve hayat benim için açıkçası çok zordu. O sıralar karşıma büyük bir fırsat çıktı.

CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Karayalçın’ın “tüm” online stratejilerini ben hazırlayacaktım, ekibimi kendim kuracaktım ve sosyal medya kurgularını, stratejilerini ben hazırlayıp yönetecektim. Tereddütsüz kabul ettim tabii. Çok büyük sevinçle.

Ekibimi kurdum. Parti binasında bir oda tahsis edildi ve oraya yerleştik. Hemen çalışmaya başladık. Bir belediye başkan adayı için mükemmel kabul edilebilecek sosyal medya kurguları geliştirdik. Karayalcin.TV adresinde kendi çekimlerini kendisi yapan, mitinglerden vs. görüntüler yayınlayan bir internet televizyonu bile vardı. Seçim stratejisi gereği; genel sloganlar değişiyordu ve biz bu sloganların her birine mikro siteler hazırlıyorduk. Hem de basit tanıtım sayfaları değil; bilakis sloganın içeriğine uygun bir konseptte hazırlıyorduk. Örneğin “Biz Hazırız!” sloganı için bizhaziriz.com adresinde kullanıcıların içeriklerini kendilerinin ürettiği; kısaca “neye, nasıl hazır olduklarını Murat Karayalçın’a ilettikleri” mikro site gibi.

Açılan Murat Karayalçın’ın kişisel Facebook profili bir web sitesi titizliğiyle yönetildi ve Ankara’dan çok büyük sayıda arkadaş edindi. O kadar çok mesaj alıyordu ki, yüzde 90′ını okuyamadık bile. (Mesajlar arasında çok özel olanları da vardı elbette, o kadar ki gerçek sanılıyordu profil. Gerçekti bir nevi, ama yarı gerçekti. Çok özel mesajları hayatım boyunca sır olarak saklayacağım, orası ayrı konu)

Birçok şey yaptık. Yazmakla bitmez. Bu yazının ana konusu aslında yaptıklarımız değil, yapamadıklarımız.

Neden birçok şeyi yapamadık? Çünkü ortam tam olarak ortam hazır değildi. En basitinden, bir web sitesinin tasarımı için ayrı ayrı 3-4 farklı danışmandan onay almamız gerekiyordu. Bazen sadece bir butonun şekli için bile. Murat Karayalçın, aslında bizim sosyal medya kampanyamızdı. Ama o, danışmanları ve CHP bunun tam olarak farkına varamadılar ve reel seçim süreciyle ilişkilendiremediler. Örneğin Murat Karayalçın birçok televizyon programına katıldı ve bizden (yani sosyal medyadaki Murat Karayalçın’dan) hiç bahsetmedi. Elimden geldiğince Ankara’da sokağa yaymaya çalıştım tabii. Ama vizyonların uyuşmadığı bir ortamda, ancak bu kadar oldu. Gerçi ben kesinlikle yapılanları (yine de) tatmin edici buluyorum. Sosyal medyada çok şeyden ziyade, doğru şeyleri yapmak önemlidir ve biz büyük ölçüde doğru şeyleri yaptık. Murat Karayalçın’ın sosyal medyadaki hareketlerini tek sayfadan takip etme sitesi bile vardı. Düşünün.

Çok zevk aldığım bir süreç olduğu için, dönüp dolaşıp bu olaya getiriyorum konuyu fakat “neleri yapamadık”ın nedeni bu anlattıklarımda saklı aslında. Bürokrasi ve sosyal medya, ayrı dünyaların kavramları.

Yani buradan liderler için şu sonuçları ve beraberinde önerileri ortaya koyabiliriz:

1. Sosyal medyaya bürokrasiyi karıştırmayın. Çünkü bürokrasiniz, asla sosyal medyanın hızına yetişemez.

2. Kampanya sürecinizin reel kısmıyla entegre edin. Afişlerinizi ona göre tasarlayın. Hatta konuşmalarınızı bile.

3. Lider olarak aktif katılımda bulunun. Neler yapıldığını -günlük, haftalık, aylık- raporlar halinde isteyin ve gereken yerde kendiniz müdahale edin.

4. Taklitçi olmayın. Mustafa Sarıgül gibi olursunuz.

5. Sansürcü olmayın. Ana avrat küfür yersiniz. Ve açık konuşayım. Küfürleri içimizden etmiyoruz.

(Deniz Baykal’ın Vimeo’daki video skandalında, AKP’li bazı vekiller sitenin kapatılmasını istemişti. Bu, tabii ki siyasi bir manevraydı. CHP’lilerin bu manevrayı görüp “hayır canım, tek bir video yüzünden koca site kapatılır mı?” diyip, yani o durumda bile sansürcü zihniyete karşı durup, internet kullanıcılarının birçoğunun gönlünü kazanmasını beklerdim fakat bu yapılmadı. Aksine şimdi kendileri sansürcülük oynamaya başladılar. Ek not: Hiçbir siyasi parti üyesi veya sempatizanı değilim.)

6. Bu işin eğitimini alın. “Obama Twitter kullanıyor, ben de kullanayım” diyip olaya bodoslama atlamayın. Sayıları az da olsa, katılabileceğiniz çok güzel sosyal medya workshopları var. Bunları değerlendirin.

7. Partinizin veya organizasyonunuzun sitesini sosyal medya süreciyle iyi entegre edin. Hatta sıfırdan SEO ve SMO stratejilerine uygun bir şekilde yenileyin. Var olan statik sitenizin haberler bölümüne yeni haber olarak “Facebook sayfamız açıldı” yazmak yerine; insanları oraya yönlendirmek için daha efektif şeyler düşünün.

8. Takım elbisenizi çıkarın. Sosyal medyada takım elbiseli olmak zorunda değilsiniz. Yeri geldiğinde ailece gittiğiniz bir pikniğin fotoğraflarını da paylaşın, çok önemli bir toplantı sonrası fotoğraflarınızı da.

9. Blog kavramını iyi anlayın. Tamamen kendinizin yazdığı bir blogunuz olsa, açıkçası harika olur ama ne kadar yoğun olduğunuzu tahmin edebildiğimden; ekibinizle birlikte bir “blog takımı” kurup, blogun yazarlarından biri olabilirsiniz.

10. Bazı şeyleri kendiniz yazın. “Kılıçdaroğlu Tekirdağ’da” gibi bir tweet yerine, “Bugün Tekirdağ’dayım” çok daha etkili. (Abdullah Gül, başlarda bu yanlışa düşmüştü fakat zamanla o da doğru kullanmaya başladı. Fakat henüz hala çok büyük yanlışları var.)

Zamanla daha çok eğileceğim bu konuya, şimdilik böyle bir giriş yapmış olalım.

Hep söylediğim gibi, takipte kalın!

{ 4 comments }

Sosyal Medya Optimizasyonu

by Taci Yalçın on 09 Ekim 2010

in Sosyal Medya

Son birkaç yıldır sıklıkla “Arama motoru optimizasyonu” kavramını duyuyoruz. SEO konusunun üzerine oldukça fazla gidildi ve neredeyse “optimizasyon” kavramının algısal yerini SEO aldı. Fakat atladığımız bir şey var. Web sitesi optimizasyonu, SEO ve SMO olmak üzere ikiye ayrılıyor. Yani bu işin diğer parçası, sosyal medya optimizasyonu.

İster online satış yapıyor olalım, ister blog yazarı. Aslında elimizde olan “temel şey” bir web sitesidir. Bu bir e-ticaret sitesi de olabilir; bir blog, forum veya arkadaşlık sitesi de. Sonuç itibariyle bir şeyler satmaya çalıştığımız (hizmet, fikir, don lastiği vs.) web sitemize aslında trafik çekmeye ve bunu sonuca (satış, üye kazanma vs.) dönüştürmeye çalışıyoruzdur.

Türkiye’de bu alanda at koşturan kişi ve kurumlar; son birkaç yılda SEO’nun yükselişini gördü ve artık araba tamircileri bile SEO’nun öneminin farkında. Hep söylediğim gibi, Avrupa ve Amerika’yı bazı alanlarda onlarca yıl, internet gibi akışı hızlı alanlarda birkaç yıl geriden takip ettiğimiz için; biz şu anda sadece SEO’nun önemine odaklanmış durumdayız fakat onlar çoktan SMO’nun, yani sosyal medya optimizasyonunun farkında. Aslında bir yazıda ayrımını yaptığım sosyal medya uzmanı ve sosyal medya stratejisti kavramları; büyük ölçüde SMO konusunda birbirinden ayrılıyor diyebilirim.

worldclassid 300x224 Sosyal Medya Optimizasyonu

Yazılarımı takip ediyorsanız eğer; başından beri sosyal medyada stratejinin önemi üzerinde durduğumu biliyorsunuzdur. Stratejik olarak doğru hamleleri yaparsak eğer; doğrudan sosyal medya optimizasyonu yapmış oluyoruz. Yani aslında iyi bir sosyal medya optimizasyonu, iyi bir sosyal medya stratejisinden başka bir şey değil. Ve bu iki optimizasyon kavramını doğru anlayıp, doğru bir şekilde işimize uyguladığımız takdirde ise başarı kaçınılmaz.

Tıpkı SEO kavramında olduğu gibi, SMO kavramının da zamanla ülkemizde de yaygınlaşacağına ve öneminin kavranacağına inanıyorum. Sosyal medya optimizasyonu, birkaç yıl içinde SEO ile birlikte anılmaya başlanacak ve bunun -naçizane- öncülerinden biri olmak açıkçası beni biraz heyecanlandırıyor.

İlerleyen günlerde sosyal medya optimizasyonuna yönelik çok daha detaylı yazılar yazacağım. Takipte kalın!

Görsel Kaynak: Worldclassid

{ 2 comments }

Yurtsan Atakan Yanlış Biliyor

by Taci Yalçın on 06 Ekim 2010

in Sosyal Medya

Geçenlerde bir yolculuk sırasında Digital Age okurken; Yurtsan Atakan’ın ilgimi çeken bir yazısını okudum ve açıkçası kendisiyle hiç aynı görüşte olamadım. Aradan bir süre geçti, yazıyı tekrar Digital Age’in web sitesinde gördüm ve bir şeyler de ben söylemek istedim.

Yurtsan Atakan, Digital Age’deki “Mesajlaşmaya getirilen her kısıtlama sosyal medyayı da vurur” başlıklı yazısında; e-postalar ve mesajlaşmayla ilgili yeni yasanın sosyal medya iletişimini de kısıtlayacağı görüşünde. Yeni yasa, e-posta mesajlarının, siyasi propaganda aracı olarak kullanılmasını yasaklıyor. Benzer bir yasak pazarlama alanında da mevcut. Kısa keseyim, özetle spam yapmak yasak. Hani o her seferinde küfür ettiğimiz şeyi devlet yasaklıyor. Kötü mü? Değil. Yurtsan Atakan da zaten bunun kötü olmadığını, fakat yasanın tekrar düzenlenmesi gerektiğini düşünüyor ama bazı yerlerde yanlış düşünüyor.

Mesela diyor ki;

“Bilindiği gibi e.posta mesajları hemen her türlü sosyal medya kampanyasının başlangıç noktası ve çoğu sosyal medya ortamının da ayrılmaz bir parçası. Facebook dahil çoğu sosyal medya ortamı, üyeler arasındaki etkileşimi, siteye “login” olmadıkları durumunda e.posta mesajlaşmalarıyla sağlıyor. Yeni seçim yasasının getirdiği siyasi propagandada e.posta kullanımı yasağı, sosyal medyanın propagandada kullanımını kapsamıyor diyenler işte bu nedenlerle çok yanılıyorlar. Evet doğru yeni seçim yasası sosyal medyanın siyasi propagandada kullanımını direkt olarak yasaklamıyor ancak e.posta kullanımına getirdiği yasakla çok büyük ölçüde kısıtlıyor.”


Ve görüşünü de “Doğrudan e-posta atmıyor olabilirsin. Fakat örneğin Facebook’tan bir mesaj aldın, bu sana e-posta olarak da geliyor. Ve işte e-posta burada suç kapsamına giriyor” şeklinde destekliyor.

Hayır, e-posta’yı Facebook (veya Twitter, her neyse) yolluyor ve kullanıcının izni olmadan gerçekleşmiyor bu. Kullanıcı, zaten o siteye üye olurken “Facebook’un bana mesajlarımı mail olarak yollamasını istiyorum” gibi bir maddeyi kabul etmiş oluyor. Kaldı ki istediği zaman Facebook’tan veya herhangi bir siteden e-posta almasını da engelleyebilir. Bunu o sitedeki ayarlarından gerçekleştirebiliyor kullanıcı. Ve tekrar ediyorum, bunu yapmasa bile e-posta’yı Facebook yolluyor. Burada yasaya aykırı bir durum yok.

Ve şöyle devam ediyor:

“Sosyal medya pazarlamasının temelinde ise e.posta gönderimi var. Sosyal medya kampanyaları çoğunlukla e.posta ile toplu tanıtım mesajı gönderimiyle başlatılır. Sosyal medya kampanyasının çekirdek katılımcı kitlesi bu tek seferlik toplu e.posta mesajı gönderimiyle başlatılır. Yasa kapsamında bu tür gönderiler de yasaklanmış olduğundan, seçim kampanyasında sosyal medyanın kullanılması iyice zorlaştırılmış oluyor.”

Sosyal medya kampanyaları “çoğunlukla” e-posta ile toplu tanıtım mesajı gönderimiyle başlatılır diyor. Kendisinin yurtdışında birçok sosyal medya paneline katılmış biri olduğunu bilmesem; kaç tane sosyal medya kampanyası incelediğini, veya içinde yer aldığını sorgulayacağım ama haddimi bilip bu konuda bir şey demiyorum. Spam yaparak sosyal medya kampanyası başlatan bir zihniyet nasıl olabilir de sosyal medya kampanyası yaptığını iddia edebilir? Amaç küçük de olsa bir kitleyi tetiklemek olsa bile, sosyal medya kampanyalarının tetiklenmesi gereken yerler, adından da anlaşılabileceği gibi sosyal medya platformları değil midir? Spam zihniyetinin negatif etkisi düşünüldüğünde, hangi aklı selim insan kampanyayı böyle bir hatayla başlatabilir?

Yurtsan Atakan ‘ın yasanın değişmesi gerektiği görüşüne katılıyorum. Yasa, onun da söylediği gibi bu haliyle çok “ham.” Fakat sadece spam e-posta gönderimini yasaklıyor oluşu bile yeterli görülebilir. Ama tekrar söylüyorum, bence de yasa düzenlenmeli.

Öneri içeren görüşünde ise şöyle diyor:

“Oysa istenmeyen mesajlarla mücadelenin çağdaş ülkelerde uygulanan yolu bu değil. Doğru yöntem, gönderilen tanıtım mesajında, alıcıya postalama listesinden çıkmasını sağlayacak kolay, pratik bir yol sunmak.”

Peki, yap spami allahına kadar. Ondan sonra göstermelik olarak bir çıkış linki koy, olsun bitsin. Spam yapan zihniyetin, bunu da suistimal edeceğini düşünüyorum ben. Önerdiği yasa çıkmadan bile suistimal ediliyor zaten. Şöyle ki;

Doğan Burda’nın e-mecmua diye bir zımbırtısı var. Bir sürü dergi barındıran bir servis. Ve bana düzenli olarak aylardır spam yapılıyor. Çıkmak için ilgili linke tıkladığımda ise şöyle bir tabloyla karşılaşıyorum:

öehmecmua Yurtsan Atakan Yanlış Biliyor
Gördüğünüz gibi kendi isteğimle e-posta listesine dahil olmadığım halde; e-posta listesinden ayrılabilmem için, her bir dergi için “ayrı ayrı” işlem yapmam, tabiri caizse “unsubscribe” olmam gerekiyor. Hem spamin allahını yapıyorlar, hem de yüzsüzlüğün. Yüzsüzlükleri bu kadarla da kalmıyor.

İnat ediyorum, her bir dergi için tek tek işlem yapmayı kafama koyuyorum. İlk işlemimde ilgili dergiden artık kurtulabilmeyi beklerken, yani “şu derginin mail listesinden çıkarıldınız” gibi bir uyarı beklerken, “mail listesinden ayrılmak için mailinize gönderilen onay linkine tıklamalısınız” gibi bir uyarıyla karşılaşıyorum. Lan sana ne? Yanlışlıkla da tıklamış olsam, mail benim mailim. Daha ne onay yolluyorsun mailime diyorum. Bu kadar kibar konuşmuyorum tabii. Neyse diyorum, inat ettim ya, mailime dönüyorum, aa! Onay maili falan gelmemiş?! Spam klasörünü kontrol ediyorum, orada da yok. Dolayısıyla e-posta listesinden çıkamıyorum bir türlü. Bu olay üzerine de kendilerine ağır küfür ediyorum. Twitter’a da yazdım tam o andaki ruh halimi. Merak eden arayıp bulabilir. Ben utanacağıma, onlar utansın, beni bu hale getirdiler diye. Sırf o anki sinirimin kalıcı olması için yazdım.

Sonuç itibariyle Yurtsan Atakan’ın önerdiği yasayı da ülkenin en büyük medya şirketi bu şekilde ihlal ediyorsa; spam kurnazı şahsiyetsiz şirketler neler yapar, düşünmek bile istemiyorum.

Az önce sonuç itibariyle diyerek sonuç paragrafını yazdım ama; çok önemli bir şeyi eklemeyi unuttum. Konuyla ilgili fikirlerini çok merak ettiğim, bu konu hakkında Türkiye’de en doğru bilgiyi verebilecek kişi olan Başak Purut’a (Ekşi Sözlük’ün avukatı) anlattım durumu. Yazıdan bahsettim. Görüşlerini sordum. O da benimle benzer görüşteydi:

Pek doğru bir tespit olmamış. Kanun da bence doğru yorumlanmamış zaten. “Vatandaşların, elektronik posta adreslerine gönderilecek mesajlarla, taşınabilir veya sabit telefonlarına sesli, görüntülü veya yazılı mesaj göndermek suretiyle propaganda yapılamaz. Ancak, siyasi partilerin kendi üyelerine gönderdiği sesli, görüntülü veya yazılı mesajlar her zaman serbesttir.” Tanımadığın adama mesaj gönderme kardeşim diyor, iyi de yapmış. Bunun dışında, seçim kanunu konusunun dışındaki kısım için söylüyorum, rızaya dayalı gönderilmiş mesajlar hiçbir zaman sorun olmaz ve bu mail trafiği de tamamen kullanıcının talebi ve seçimi doğrultusunda oluyor. Çok katı ve dar yorumlasam dahi yazarın ulaştığı sonuca ulaşamıyorum açıkçası.

Böyleyken böyle.

{ 0 comments }

Blogger’ları Yarıştırmayın!

by Taci Yalçın on 09 Eylül 2010

in Sosyal Medya

Herkesin bildiği gibi; son zamanlarda oldukça fazla “blogger kampanyası” yapılmaya başlandı. Tırnak içine almamın nedeni; bunun farkına varılması gereken rahatsız edici bir tabir olduğu. Detaylara inmeden önce, biraz başa dönelim.

Sosyal medya rüzgarının ilk esmeye başladığı yıllarda, bloglar oldukça önemsenirken; aksine o blogun yazarları çokça kez görmezden geliniyordu. Blogger’ların, evlerinde pijamalarıyla bilgisayar başına oturmuş yazılar yazan ciddiyetsiz kişiler oldukları sanılıyordu. Fakat ortada bir sorun vardı. Bu kişiler çoğu konuda geleneksel medyadan daha kaliteli bilgiler paylaşıyorlar; çoğu güncel haberi geleneksel medyadan çok daha önce bloglarına taşıyorlardı. Blogların önemi böyle farkedildi.

Geleneksel medyadaki ve halktaki blogger algısından dolayı da; bloglar yazarlarının önüne geçti. Taa en başlarda kaynak göstermeden yapılan alıntılar, yerini blog isimlerini küçükçe belirtmeye bıraktı. Bloglar artık hakettikleri değeri görmeye başlamışlardı. Çoğu blog iyi paralara medya şirketlerine satıldı, çoğu blog bugün hala yayın hayatına devam eden önemli “medya” platformları haline geldiler.

Sosyal medyanın ilerleyiş ve akış hızıyla orantılı olarak; blogger’lar da hakettiği değeri görmeye başladılar. Konferanslara çağırıldılar, kitaplar yazdılar, geleneksel medyayı da içeren saygın bir hayran kitlesine sahip oldular, iyi paralar kazandılar.

İşte ilk başlarda, blogger’lara verilen değer sosyal medya kampanyalarında da kendini göstermeye başladı. Kabaca, blogger’lara hediyeler yollanarak yapılan bu “kampanyalar” , “sosyal medya kampanyası” tanımının karşılığı olmaya başladı. Yaratıcılık köreldi, birbirinin tekrarı kampanyalar yapılmaya başlandı. Zırt pırt hediyeler alan, her etkinliğe davet edilen bloggerlar hallerinden oldukça memnunlardı. Saygın etkinliklere “önemli” addedilebilecek kişilerle birlikte davet ediliyorlar, neredeyse her hafta evlerine kargoyla hediyeler geliyordu.

Sonra işler biraz değişti. Her sektörde olduğu gibi, burada da rekabet baş gösterdi. Blogger sayısı üst düzey bir artış gösterdi. Kampanyalar hala yaratıcılıktan yoksundu. Fakat ortada çok fazla blogger olduğu için; yarışma formatı devreye girdi.

Artık blogger’lar “oturdukları yerden” hediyeler almıyorlardı. Hediye alması için, diğer blogger’ların önüne geçmesi gerekiyordu. Bu da genellikle marka hakkında daha fazla yazı yazarak, daha fazla “buzz” yaratarak mümkün oluyordu. İlk başta blogger’lar bu durumu yadırgamadılar. Çünkü sonuçta ceplerinden hiçbir şey çıkmadığı gibi, çok fazla bir emek de sarfetmeleri gerekmiyordu.

Sonraları (şimdileri) blogger’lara nadiren de olsa hediyeler gönderiliyor. Ve blogger’lar artık bu ikiyüzlülükten sıkıldıkları için aldıkları hediyenin karşılığı olması gereken yazıları yazmıyorlar. Zaten işin yarışma boyutuna kaydırılmasının da en önemli nedeni bu.

Ve “mecburen de olsa” akabinde çok daha yaratıcı sosyal medya kampanyaları görmeye başladık. Blogger’lara özel değil; blogları da içine dahil eden tam anlamıyla “sosyal medya kampanyaları” kurgulanmaya başlanır oldu ve süreç bu şekilde ilerliyor.

Gelelim Türkiye’deki sosyal medya kampanyalarının durumuna.

Amerika ve Avrupa gibi bizden daha gelişmiş ekonomiye sahip kültürleri eskiden olduğu gibi 50 yıl geriden takip etmiyoruz artık. “İnternet” gibi son sürat ilerleyen ve üst düzey yayılma gücüne sahip sektörlerde taş çatlasa bu birkaç yılımızı alıyor. Onlar koşuyor, biz arkalarından takip ediyoruz. Amerika’daki sosyal medya kampanyalarının “blogger kampanyası” olduğu zamanlardayız şu anda.

Sosyal medya kampanyası isteyen markalara blogger kampanyası yapılıyor. Ve beraberinde bloggerlar yarıştırılıyor. Ya da markalar direk “blogger kampanyası” talebinde bulunuyor. İkincisine ülkemizde daha sık rastlanıyor. Sosyal medya kampanyasının ne olduğunu, nasıl yapılması gerektiğini bilmeyen marka; her zaman olduğu gibi “başka” markaların yaptıklarına bakıyor ve “biz de yapmalıyız” görüşüne kapılıyorlar. Hala sağlam sosyal medya stratejileri yürüten markalara sahip değiliz ve bu “şimdilik” biraz hayali duruyor bizim için. Çünkü “sosyal medya” anlayışımız “kampanyalardan” ; daha da kötüsü “blogger kampanyalarından” ibaret henüz.

Bu beni üzüyor mu? Aslında pek üzmüyor. Çünkü bu bir süreç ve biz de bu sürecin içinden geçmek zorundayız. Fakat bu sürecin mümkün olduğu kadar kısa olması; hem markaların, hem de sektör profesyonellerinin işine gelecek. Çünkü blogger kampanyaları genelde başarısız oluyor ve neredeyse her blogger kampanyasında tabir-i caizse “hır gür” çıkıyor. “Ben neden seçilmedim?” , “Bana neden hediye yollanmadı?” gibi sorularla sosyal ağlarda başlayan tartışmalar gittikçe alevleniyor. Ajanslar, kampanya süreci için harcamadıkları zamanı, markalara kriz yönetim raporları hazırlamakla geçiriyorlar.

Eğer bu süreç biraz daha uzarsa; markalar sosyal medyayı bloglardan ibaret görecek ve sosyal medya kampanyalarını da “hiçbir geri dönüşü olmadığı gibi üstüne üstlük tartışma da çıkaran” etkinlikler olarak görecekler.

Böyle bir şeyin olmasını istemezsiniz değil mi?

Bence de istemezsiniz.

{ 2 comments }

Sosyal Medya Uzmanı vs Sosyal Medya Stratejisti

by Taci Yalçın on 16 Temmuz 2010

in Sosyal Medya

Uzun zamandır revaçta olan bir sıfat var. “Sosyal Medya Uzmanı”.

Gerek bu pozisyonu açan şirketler, gerekse bu pozisyona sahip olmak isteyen kişiler, sık sık bu sıfatı kullanıyorlar.

Son zamanlarda bir iş tanımı daha ortaya çıktı. “Sosyal Medya Stratejisti”.

Yine bazı şirketler bu isimde pozisyonlar açmaya başladı.

Durum böyleyken; bu kavramların içini biraz doldurmak gerektiği kanaatindeyim. Çünkü gerçekten en işkembeden sallanan sektör sosyal medya. Markalar da, bu alanda at koşturan kişiler de çoğunlukla yanlış kullanıma sebebiyet vererek işi daha da komikleştiriyorlar.

Sosyal medya uzmanı, “social media expert” veya “social media specialist” diye geçer İngilizce kaynaklarda. Sosyal medya stratejisti ise adından da anlaşılacağı gibi “social media strategist” olarak geçer. Biz neden bu iki kavramı birbirinin yerine kullanıyoruz bilmiyorum ama; aslında biraz farklılık içeren kavramlar bunlar.

Sosyal medya uzmanı denilen kişi (Türkçe’ye çevirince çok ukala duruyor katılıyorum) aslında bir kreatif direktör gibidir. Yani altında çalışan metin yazarları vs. vardır ve bu kişi “uzman” olduğundan son kararı verir. Çok kaba bir benzetme olduğunun farkındayım fakat mümkün olduğunca reklam ve pazarlama sektöründen örnek vermeyi tercih ediyorum.

Sosyal medya stratejisti ise; bu kreatif direktörün altında “strateji geliştiren” kişidir. Bir nevi metin yazarı diyelim buna da. Örneğe takılmayın. Aralarındaki hiyerarşiyi betimlemek adına örnek verdim. Yoksa sosyal medya stratejistinin “sosyal medya kampanyaları” hazırlamak gibi kaideleri yoktur. Sosyal medya stratejistleri; birlikte çalıştığı markanın sosyal medya yol haritasını hazırlar, nasıl stratejilerle sosyal mecralarda yer alınacağını belirler. Kısacası işin “taktik” kısmındadır. Ve markalarda açılan pozisyonların da isminin “sosyal medya uzmanı” değil; “sosyal medya stratejisti” olması gerekir.

Sosyal medya uzmanı ise; sosyal medya ajanslarında veya sosyal medya departmanı olan reklam ve pazarlama ajanslarında olması gereken bir kişidir. Bu kişi stratejistlerin hazırladıkları stratejileri geliştirir, onaylar veya her ne yapıyorsa onu yapar. Ve bu kişi işin taktik kısmında olduğu kadar; yaratıcılık kısmında da etkindir. Yani oturup güzelce “sosyal medya kampanyaları” hazırlayabilir.

Onun için eğer bir ajans değilseniz; siz “sosyal medya uzmanı” değil; “sosyal medya stratejisti” aramalısınız. Sosyal medya stratejisti; sizin online stratejinizi hazırlayıp/yöneteceği gibi; yapacağınız sosyal medya kampanyalarında da kampanyayı yapacak ajansla pek ala muhatap olabilir. Ama siz kendi markanızın bünyesinde bir ajans kurmaya çalışmıyorsanız eğer (!); sosyal medya uzmanının yanında sosyal medya stratejistlerini de işe almanız gerekiyor. Ya da dışarıdan “danışmanlık” şeklinde bu hizmeti alacaksanız; bu kez iyi bir “sosyal medya uzmanı” aramanız gerekiyor.

O kadar da karışık değil hı?

{ 3 comments }

LG Türkiye + Excel = Başarılı Etkinlik

by Taci Yalçın on 09 Temmuz 2010

in Haberler,Sosyal Medya

Neyde olursa olsun, başarı için en önemli kriter; bu şeyi yapacak ekibin birbiriyle uyumudur. Her ne olursa olsun; ekip iyiyse ve birbiriyle uyumu üst seviyedeyse, bir şekilde diğer unsurlarla da desteklenerek başarı çok rahat yakalanıyor. Dün de bunun bir örneğini gördük.

LG‘nin yeni lanse ettiği “LG Optimus GT 540” adlı telefonun blogger lansmanına 8 jüriden biri olarak davetliydim dün. Bir blogger yarışması planlanmıştı ve blogger’ların telefonu incelemeleri ve incelemelerini bloglarında paylaşmaları istenmişti. Biz de jüri olarak naçizane, bu incelemeleri değerlendirecektik. İlerleyen günlerde değerlendireceğiz hatta.

Açıkçası etkinlik için seçilen yerden tutun da, LG Türkiye ekibinin sıcakkanlılığı, organizasyonu planlayan ve yöneten Excel İletişim‘in duyarlılığı, sevimliliği ve ileri görüşlülüğü (yağmurun geleceğini öngörüp konuklar için şemsiyeleri hazır tutmaları vs.) gibi müthiş unsurlar bir araya gelince; haliyle ortaya kötü bir etkinlik çıkmıyor. Kötü bir etkinlik çıkmadığı gibi, mükemmel diye nitelendirebileceğimiz bir etkinlik çıkıyor ortaya.

lgoptimus2 LG Türkiye + Excel = Başarılı Etkinlik

Her ne kadar işin en ağır yükünü jüriler olarak bize yüklemiş olsalar da (!) , gerçekten son zamanlarda katıldığım en özel ve iyi planlanmış etkinlikti. Şaka bir yana, jüri olarak işimiz çok zor. Çünkü katılan blogger’ların hepsi konuya son derece hakim ve müthiş incelemeler çıkaracaklarını öngörmek hiç de zor değil. LG Türkiye ekibini gece boyunca sordukları sorularla bir hayli terlettiler ve bize neyle karşılaşacağımızın sinyalini de önceden vermiş oldular.

LG Türkiye‘ye, Excel İletişim‘e ve katılan tüm blogger’lara çok çok teşekkür ederim.

{ 0 comments }

Profesyonel Facebook Page Oluşturma Araçları

by Taci Yalçın on 07 Temmuz 2010

in Sosyal Medya

Social Media Monitoring Tools yazısı oldukça ilgi gördüğünden ötürü şöyle bir kanı oluştu bende: Sosyal medyada doğrudan veya dolaylı “uzman” sıfatlı kişilerin yazdıkları kiloda ağır, pahada ucuz yazıları; yani çok şey söyleyen ama aslında hiçbir şey söylemeyen yazıları insanlar artık okumaktan sıkıldı ve daha “içi dolu” yazılar istiyorlar. Yani daha yol gösterici, daha “özet geç lan” misali yazılar istiyorlar artık. O yazı bunun güzel bir örneğiydi. Bir başkasıyla devam edelim ve Facebook Page oluşturma araçlarına bir göz atalım.

Önceki yazıdaki gibi onlarca araç listelemeyeceğim. Çünkü monitoring olayında durum farklı. Ne kadar fazla aracı araştırırsanız; o kadar fazla sonuç, dolayısıyla o kadar da doğru sonuç alırsınız. Fakat Facebook Page oluşturmak için yalnızca 1 servis yeterli. Ben aşağıda iki servisi kısaca anlatacağım. Bütçenize ve ihtiyaçlarınıza göre karar verirsiniz.

1- Tigerlily:

Ana kadrosu 7 kişiden oluşan Tigerlily Apps ekibi, Paris’te gerçekleşen 2009 Le Web etkinliğinde Gümüş ödüle, yani 2.liğe layık görülmüştü.

Free ve Premium seçenekler sunan Tigerlily, oldukça farklı özellikleriyle de karşımıza çıkıyor.

Free versiyonunda Twitter, Flickr gibi sosyal medya platformlarından otomatik içerik çekebildiğiniz gibi; tab’larınızı sınırlı ölçüde customize edebiliyor, yani düzenleyebiliyorsunuz. Sitelerinde “available widgets” olarak aşağıdaki seçenekleri sunmuşlar.

  • Text Editor
  • Video
  • - Youtube, Dailymotion, Vimeo

  • Image
  • Twitter
  • RSS Feeds
  • Podcast
  • FlickR

Pro versiyonunda ise çok gelişmiş özellikler mevcut. Full customization sunmaları benim ilk bakışta oldukça cezbetti. Ekstra widget’larında ise chat’ten tutun flash embed etmeye, newsletter form eklemeye kadar birçok özellik mevcut. Detaylı istatistik bölümü ise özellikle birçok ajansın çok işine yarayacak. Pro versiyonun fiyatı yıllık 1000 Euro. Pahalı biraz yani. Kendi Facebook Page’lerine göz atmanız da oldukça fikir verici olacaktır.

2- Tab Site:

DigitalHill tarafından hayata geçirilen Tab Site, açıkçası bütçesi kısıtlı olanlar için oldukça ideal. Free, Basic, Standard ve Pro seçenekleri sunan Tab Site’yi ben çok beğendim. Tab Site’nin Pro versiyonuyla -eğer biraz yetenekliyseniz- Tigerlily standardı yakalayabilirsiniz ve bunu yıllık 150 dolara gerçekleştirebilirsiniz. 1000 Euro vermenize gerek yok yani. Tabii dediğim gibi birazcık yetenek de gerekiyor burada. Paket seçeneklerini ve içeriklerini tek tek buraya yazmayayım. Şuradan inceleyebilirsiniz. Facebook Page’lerine ise şuradan ulaşabilirsiniz. Linke tıkladıktan sonra “Tabsite” tabına tıklamayı unutmuyoruz tabii.

Facebook’un standart page oluşturma bölümünü kullandığınızda çok kısıtlı seçeneklerle karşılaşıyorsunuz fakat bu tarz “zekice” kurgulanmış araçları kullandığınızda; Facebook Page’ini tam bir web sitesi haline getirebiliyorsunuz. Daha kullanışlı, daha “sosyal”, daha janjanlı, daha “doğru” bir Facebook Page hazırlayabiliyorsunuz bu araçları kullanarak. Eğer bir ajanssanız Tigerlily; daha düşük bütçeli bir kişiyseniz de Tab Site sizin için en ideal çözümleri sunuyor.

{ 1 comment }

Hoşgeldin Frederique Constant

by Taci Yalçın on 06 Haziran 2010

in Haberler,Sosyal Medya

Frederique Constant Hoşgeldin Frederique Constant

Geçenlerde bir etkinliğe blogger olarak davet edildim. İsviçreli ünlü saat firması Frederique Constant, Tufan Saat aracılığıyla Türkiye’ye geldiğini duyurdu.

Gerçekten çok güzel bir etkinlikti. Boğaz turu şahaneydi. Daha da önemlisi; Frederique Constant’ın yönetim kurulu başkanı ve CEO’su Peter Stas ile uzun uzun muhabbet etme fırsatı da bulduk. Yemekler harika, manzara harika, içkiler harika, konuklar harika. Davet edildim diye değil ama gerçekten bu atmosferi yazmadan edemezdim.

Açıkçası Frederique Constant markasını etkinliğe gitmeden önce ilk defa duyuyordum. Çünkü saatlerle pek bir ilgisizim. Ama gittikten sonra gördüm ki; dünyanın en büyük saat markalarından biri gerçekten de. Eşsiz modelleri beni büyüledi resmen. Bir tanesine göz koydum bile şimdiden.

Buradan Frederique Constant‘a ve Tufan Saat‘e çok teşekkürlerimi sunuyorum. Umarım blogger’ları davet ederek gösterdikleri bu inceliği; sosyal medya kullanımında da gösterirler ve dijital pazarlama ve sosyal medya iletişimi konularında etkin çalışmalar yaparlar.

{ 0 comments }

Satış Artırmak İçin Twitter

by Taci Yalçın on 19 Mayıs 2010

in Monitoring,Sosyal Medya,Twitter

Kimle konuşsam, kimi dinlesem laf Twitter’a gelince sorulan soru “nasıl para kazanacağız?” oluyor. Bu sorunun birçok cevabını vermek mümkün. İlerleyen zamanlarda diğerlerine de değiniriz. Ben bu yazıda sadece bir tanesine değineceğim. Aslında bu yazı biraz da monitoring‘in önemine de değiniyor.

Çok sevdiğim bir yöntem olmasına rağmen; nedense bunu dünyada çok az (çok çok az) marka kullanıyor. Sebebini anlayabilmiş değilim. Bilmediklerinden kullanmayanları bir kenara bırakarak konuşacak olursam; neden hala kullanmadıkları gerçekten çok çok garibime gidiyor.

Sosyal medya takip araçları yazımda birçok monitoring aracından bahsettim. Bunların içinde sadece Twitter’a odaklı olanlar da var. Yöntem çok basit. Twitter Search ile birlikte bu araçlardan birkaçını kullanarak; doğru anahtar kelimeleri (arama kelimelerini) belirleyerek kurulum yapmak, hepsinin RSS adreslerini bir yerde toplamak ve sadece takip etmek. Bu anlaşılmayan veya zor bir şey değil. Ve yöntemlerden sadece biri. (Bence en önemlisi)

Küçük işletmelere de faydalı bir öneri olması için, hayali bir marka üzerinden gidelim. Bu marka, küçük bir telefon satıcısı, telefon tamircisi olsun. Hedef kitlesi kim olabilir? Telefon alacaklar ve telefonunu tamir ettirecekler. Yani telefonu bozulanlar.

Sadece Twitter Search’te iki arama yapalım.

İlk anahtar kelimemiz “telefonum bozuldu” olsun.

telefonbozuldu Satış Artırmak İçin Twitter

Gördüğünüz üzere ilk çıkan sonuçlar bunlar. Yani neredeyse her gün birilerinin telefonu bozuluyor.

İkinci arama terimimiz ise yeni telefon alabileceklere hitaben. İlk akla gelen telefonunu kaybedenler oluyor tabii.

Anahtar kelime: “Telefonumu kaybettim”

kaybettim Satış Artırmak İçin Twitter

Gördüğünüz gibi yine neredeyse her gün birileri telefonunu kaybediyor. Yani muhtemelen önümüzdeki günlerde yeni telefon alacak potansiyel müşterileriniz.

İlk aklıma gelen diğer arama terimleri: Telefon alacağım, telefonumu değiştireceğim, telefonum kırıldı, telefonum sizlere ömür, hangi telefon, telefon önerileriniz, telefonumun tuşları bozuldu, ekranı çatladı …

İşinizle ilgili onlarca anahtar kelime tespit edip, bu yönde ilerlerseniz Twitter’da “tam da size hitap eden” binlerce kişi bulabilirsiniz. Her gün onlarca yeni müşteri edinebilirsiniz. Fakat burada en önemli nokta, onlara yaklaşımınız.

Eğer şirketinizin adıyla bir Twitter hesabı açarsanız, ve onlara bu hesapla cevap yazarsanız, hiç samimi görünmeyeceksiniz. Yapmanız gereken, kendi Twitter hesabınızla, veya şirketinizden bir çalışanı sadece Twitter ile görevlendirip, onun hesabıyla onlara cevap yazmalısınız. Yani “reply” yapmalısınız. Şöyle bir şey değil:

@blabla İsterseniz X markası olarak size yardımcı olabiliriz.

Şöyle bir şey:

@blabla Selamlar, çok üzüldüm. İsterseniz size yardımcı olabilirim. Tam olarak sorun nedir?

veya

@blabla Selam, gerçekten üzüldüm. İyi bir marka mıydı kaybettiğiniz telefon? Numaralarınızı kaybettiniz mi?

gibi önce kullanıcının “sorununa” odaklanıp, yani onunla kısmen arkadaş olup, sonra işinizden bahsetmelisiniz. Tabii ki kendi isminizle. Hepsi bu.

Bu arada Twitter demişken, beni de takip etmeyi unutmayın. Taci Yalçın

{ 5 comments }

Sosyal Medya Kampanya Örnekleri

by Taci Yalçın on 18 Nisan 2010

in Monitoring,Sosyal Medya

Gözlemlediğim kadarıyla “sosyal medya” başlığı altında en çok araştırılan 2 temel konu görüyorum. İlki social media monitoring tools, ikincisi ise social media case study olayı.

Sosyal medya takip araçlarını geçtiğimiz günlerde detaylıca listelemiştim. Bayağı kapsamlı bir liste olmuştu. Konuyla ilgilenip de görmeyenlerin incelemesini tavsiye ederim.

Bu yazıda ise, case study’leri listeleyeceğim. Ama monitoring tools’daki gibi listeyi ben yapmayacağım çünkü gerçekten çok zaman alıyor. Varolan 2 listeyi, daha doğrusu bir liste, bir wiki’yi paylaşacağım. Linkleri takip ederek işinize yarayacak birçok örnek bulabileceğinize eminim.

1- Mashable List

2- Being Peter Kim Wiki

Tam olarak case study listeleri olmasalar da, detaylı incelediğinizde içlerinde aradığınız case study’leri bulacaksınız.

{ 0 comments }