Sosyal Medya

Daha önce yazdığım social media monitoring tools yazısı o zaman müthiş ilgi görmüştü. Fakat pek tabii ki üzerinden çok sular aktı ve hem insanların kullanım alışkanlıkları, hem de monitoring araçları değiştiler. Kimileri kendini başarıyla yeniledi, kimileri aynı kaldı, kimileri de kepenk indirdi.

Flowtown‘da denk geldiğim, Kissmetrics ve Oneforty‘nin birlikte hazırladığı “All About Social Media Monitoring Tools” infografiği, kelimenin tam anlamıyla harika olmuş. Hem güncel bilgiler içeriyor, hem de oldukça kapsamlı. Emeklere sağlık hakkaten.

Bu arada infografiği üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz. Beğenirseniz yazının sonundaki butonları kullanarak paylaşmaktan çekinmeyin.

 

social media monitoring tools2 All About Social Media Monitoring Tools (İnfografik)

{ 1 comment }

Social Media Around The World 2011

by Taci Yalçın on 14 Ekim 2011

in Sosyal Medya,Sunumlar

The Conversation Manager ‘dan da tanıdığımız Steven Van Belleghem önderliğindeki araştırma şirketi InSites‘ın hazırladığı çok geniş kapsamlı bir sosyal medya sunumu. Özellikle Avrupa’daki veriler dikkat çekici. Bu dev sunum için çok çalışmışlar belli ki. Kendilerine teşekkür edelim.

{ 0 comments }

Büyük, çok büyük bir marka yaratmak için çok uzun yıllar, çok büyük sermayeler, başarıyla uygulanmış işler, çok başarılı stratejiler ve bunu hayata geçirebilecek çok başarılı insanlar gerekiyor. Yani bu iş, sandığınız gibi hiç de kolay bir iş değil.

Özellikle 2005′in başlarından itibaren sosyal medya, büyük markaların en önemli iletişim araçlarından biri olmaya başladı ve 2011′in sonlarına yaklaştığımız şu günlerde sosyal medya, markaların iletişimleri için olmazsa olmazların başında gelmeye başladı.

Yeterli girizgahtan sonra konumuza geleyim. Sosyal medyayı bu denli güçlü kılan hızlı yayılım, yeri geldiğinde markalar için çok büyük bir tehdit olabiliyor. Bir marka ne kadar büyük olursa olsun, ne kadar sosyal medyayı ciddiye alırsa alsın, sosyal medya kaynaklı çok büyük krizlerle karşılaşabiliyor. Kimisi bu krizleri çok iyi yönetiyor, kimisi yönetemiyor ve başarısızlık hanesine bir tik daha ekliyor, kimisi de hiçbir şey yapmıyor ve olayı; dolayısıyla sosyal medyayı ve yarattığı etkileri görmezden geliyor.

Adnan Şenses, her ne kadar çok klişe bir söylem olsa da, Türk Müziği’ne adını altın harflerle kazımış büyük bir sanatçıdır. Çoğu kişi onu “ayılana gazoz bayılana limon” ile tanıyor ve hatırlıyor olsa da, Türk Müziği’ne birbirinden önemli eserler kazandırmış -kanımca- harika bir yorumcudur.

Peki şu sıralar çoğu Türk internet kullanıcısının “Adnan Şenses” dendiğinde aklına ilk gelen şey olan “Adnan Sikişenses” olayı bize neyi göstermekte, neyi kanıtlamakta, online itibar ve kriz yönetimi adına bize nasıl bir ders vermektedir?

Önce bahsi geçen videoyu izleyelim.

Kısa zamanda viral olan bu video, 1956 yılından günümüze aktif sanat yaşamına devam eden, Türk Sanat Müziği’ne emek, bir anlamda yön vermiş bir sanatçının 55 yılda yarattığı ismi, saygınlığı, kısacası “markayı” bir anda silip atıyor; yerine hiç de istemeyeceği bir şekilde anılmasını beraberinde getiriyor.

Tabii ki bu olayda asıl anlatmak istediğim, Adnan Şenses’in (markanın) burada online kriz yönetimi yapıp yapmaması değil. Buradan çıkarmamız gereken en önemli sonuç, ne kadar büyük bir marka olursanız olun ve ne kadar büyük işler başarmış olursanız olun, sizin kontrolünüz dışında bazı olaylar gelişebiliyor ve sosyal medya sayesinde yarım asırdır kurduğunuz, inşa ettiğiniz markanız bir anda kötü bir şekilde anılmaya başlayabiliyor. Tıpkı Domino’s Pizza örneğinde olduğu gibi.

Bu video, çalışanlar tarafından yayınlanan orijinal video hakkında fazlasıyla fikir veriyor elbette. Kısa zamanda milyonlara ulaşan video, çok büyük çaplı bir kriz çıkardı ve Domino’s markasına büyük zararlar verdi.

Ertesi gün elbette Domino’s, işe elemanları kovarak başladı ve resmi siteden bir açıklama yayınladı. Bu açıklamada, internetin müthiş fırsatlar barındıran harika bir özgürlük ortamı olduğu, fakat bu sayede kamerası olan herhangi birinin 60 ülkede 125.000 çalışanı olan büyük bir firmaya tıpkı bu olayda olduğu gibi büyük zararlar verebileceği samimi bir dille aktarıldı. Konuyla ilgili hazırlanan basın bültenleri ve kayıtlı üyelere yollanmak üzere hazırlanan e-mailler hemen yollandı.

Tüm bunlar olduktan sadece 1 gün sonra, yani 15 Nisan’da Domino’s USA başkanı Patrick Doyle, bir Youtube videosunda duygusal ve samimi bir konuşmayla tüm müşterilerden özür diledi. Böyle bir olayın tekrarlanmaması için ellerinden geleni yapacaklarını anlattı.

Aynı gün, @dominos adlı twitter hesabı devreye alındı ve Domino’s sosyal medyada resmi olarak yer almaya başladı. Domino’s ‘un online kriz yönetim stratejisi o an için doğru muydu elbette bilemeyiz fakat hala Domino’s ‘tan pizza yediğimize göre ve böyle bir olayın Domino’s markasına ve satışlarına pek de zarar vermediğine bakacak olursak, bu stratejinin oldukça etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Bir diğer örnek ise, haberleri takip eden birçok insanın şahit olduğu BP olayı.

bp mexico Adnan Sikişenses, Online Kriz ve İtibar Yönetimi

BP’nin Meksika Körfezi’nde bulunan sondaj kulesinin yanarak batması, etkisi yıllarca devam edecek doğal tahribatları da beraberinde getirdi ve bu olay gerek geleneksel, gerek sosyal medyada çok büyük yankı buldu. Birçok sosyal medya platformunda protesto grupları/sayfaları yaratıldı ve bu sayfalar BP’nin sosyal medya hesaplarından çok daha fazla takipçi sayısına sahip oldu.

Büyük baskı altında olan BP’nin yaptığı onca yanlışa rağmen, doğru yaptığı bir şey vardı.

Süreç boyunca Youtube, Twitter, Facebook gibi platformlarda olan sayfalarını güncel tuttu. Buralardan sürekli gidişat hakkında bilgilendirmeler yaptı. Temizliğin başlaması, çalışanların durumu, körfezin temizliği gibi merak edilen konularda anlık olarak yaptığı bilgilendirmelerle sessiz kalmadı ve en azından sosyal medyada oldukça yapıcı bir tutum sergiledi. Özellikle Youtube kanalını oldukça aktif kullandı. Google ve Yahoo gibi arama motorlarında reklam satın almaları yaparak, son durum hakkında bilgi almak isteyen insanları başka kaynaklara değil de; kendi yarattıkları platformlara yönlendirdi.

Böylece kamuoyunda oluşan hakim yargının, BP’nin açıklamalarıyla paralellik göstermesi sağlandı.

Gördüğünüz gibi, krizler ne kadar büyük olursa olsun, büyük markalar anında kriz yönetim stratejilerini belirleyip, hemen aksiyon alıyorlar. Dolayısıyla da kriz büyümeden, ya da büyüdükten sonra bile olsa bir şekilde önleniyor. Önemli olan, sosyal medyada kriz yönetimi yaparken “sosyal” kalabilmek. Mesela Southwest Airlines gibi.

Amerikalı film yapımcısı ve komedyen Kevin Smith ile Southwest Airlines arasında geçen olay, Twitter’da oldukça fazla konuşulmuş ve dolayısıyla sosyal medyada da geniş yer bulmuştu. Southwest Airlines, Kevin Smith’i fazla kilolu bulmuş ve uçuş için tehlike yaratabileceğini belirtip; uçaktan indirmişti. Kevin Smith ise yaklaşık 1,5 milyon Twitter takipçisine bu olayı tweet’leyip şikayet etmişti.

kevin smith Adnan Sikişenses, Online Kriz ve İtibar Yönetimi

Olay kısa sürede yayıldı ve binlerce twitter kullanıcısı Southwest Airlines’ı prostesto eden tweet’ler yazdı. Konu televizyonlara kadar taşındı. Kriz tam gaz sürerken; Southwest Airlines twitter’dan Kevin Smith’e mention yaparak özür diledi ve konuyla derhal ilgileneceklerini belirtti. Ardından bloglarından yazdıkları bir özür yazısıyla, durumun nedenini (company policies) açıkladılar ve derhal gereken düzenlemeleri yaptılar.

Sadede gelelim. Sosyal medyada bir videonun, bir fotoğrafın ya da herhangi bir içeriğin yayılma hızı, eğer içeriğin yayılabilitesi varsa son derece yüksek oluyor. Hatta o kadar yüksek oluyor ki önünü alamıyorsunuz. Dolayısıyla ne kadar büyük bir marka olursanız olun, nasıl markanızın promosyonunu yapan iyi bir viral video anında yayılıyorsa, markanızı kötü gibi gösteren, marka değerinizi düşüren videolar da son sürat yayılabilir. Burada her zaman tetikte olmak ve birden fazla kötü senaryo hazırlayıp online kriz ve itibar yönetim stratejilerini hazır tutmak, markalara çok büyük kolaylıklar sağlıyor.

Adnan Sikişenses videosu Adnan Şenses’in herhangi bir zaafından dolayı türeyip yayılmadı. Sadece komik olduğu için yayıldı. Sonuç olarak markanızı küçük düşürebilecek komik/iğrenç/saçma bir şeyler her zaman olabilir ve yayılabilir. Hızla gelen topu göğsünüzde yumuşatıp kontrol etmek sizin elinizde. Ve gördüğünüz gibi mümkün.

{ 4 comments }

Yemek Sepeti @twitter

by Taci Yalçın on 08 Haziran 2011

in Sosyal Medya

Twitter kullananların yakından bildikleri, yemek sepeti yemeklerinin konuştuğu uygulamanın case study videosu geldi. İyi fikirdi, hoş projeydi. Buyrunuz.

{ 0 comments }

Top 10 - 3D Projection Mapping

by Taci Yalçın on 11 Nisan 2011

in Sosyal Medya

Son günlerde sosyal medyada sıkça karşılaşıyorsunuzdur bu tarz videolarla. Adidas’tan Sony’e kadar birçok marka bu dalgadan sonuna kadar yararlanıyor. Açıkçası ben bu tarz videolar görmekten artık çok sıkıldım fakat 3D projection mapping videolarının şu sıralar “viral video” kavramının anlamını tam olarak karşıladığı da bir gerçek.

Aşağıda Viral Blog ‘un yapmış olduğu Top 10′i bulabilirsiniz. Onlar da kaynak olarak şurayı göstermişler gerçi.

1- Adidas

 

Adidas France - 3D Mapping Projection from The Cool Hunter on Vimeo.

2- New Balance

 

New balance sneaker Projection mapping_01 from Hayoung Jung on Vimeo.

3- Tron Legacy World Premiere Video

 

Tron Legacy World Premiere Video Mapping Show from Projection Advertising on Vimeo.

4- Hot Wheels

 

Hot Wheels - Secret Race Battle from PostPanic on Vimeo.

5- Sony

 

NuFormer - Sony, Madrid, Colegio San Augustin, May 2010 from NuFormer Projection on Vimeo.

6- Samsung

 

NuFormer - Samsung, Amsterdam, May 2010 from NuFormer Projection on Vimeo.

7- Nespresso

 

NuFormer - Nespresso, Brussels, May 2010 - One take from NuFormer Projection on Vimeo.

8- Ralph Lauren

 

NYC Ralph Lauren Opening from Nick Jernigan on Vimeo.

9- H & M

 

H&M Opening Dam Square Amsterdam from Mr.Beam on Vimeo.

10- BMW

 

NuFormer - BMW, Singapore, May 2010 from NuFormer Projection on Vimeo.

 

Kaynak: Viral Blog , Social Media Consultancy

{ 1 comment }

Million Dollar Memo

by Taci Yalçın on 19 Mart 2011

in Haberler,Sosyal Medya

Blogu uzun zamandır güncelleyemiyordum. Elbette yoğunluktan. Artık çok uzun, detaylı sosyal medya araştırmaları yazmaya pek fırsat bulamasam da, en azından kısa kısa haber şeklinde de olsa blogu güncel tutmaya karar verdim. Bu süreçte durmadan “blogu güncelle artık, bak takipteyiz” gibisinden şeyler söyleyerek beni “darlayan” dostlara da çok teşekkürler.

Million Dollar Memo, The Best Job in the World işinin yaratıcısı ekipten çıkan yeni bir iş. Şuradan inceleyebilirsiniz.

Aşağıdaki videoyu da incelemekte fayda var.

Bu arada, beni twitter’dan takip etmek istiyorsanız: Taci Yalçın

{ 0 comments }

F-ticaret Dönemi Başladı!

by Taci Yalçın on 14 Aralık 2010

in Sosyal Medya

Ticaretin, çok eski yıllardan günümüze süregelen çok önemli bir özelliği var. Trendler değişir, insanlar değişir, çağ değişir, her şey değişir ve değişime ayak uyduramayan şirketler önce gerileme sürecine girer, eninde sonunda ise yok olmaya mahkumdurlar. Bu sadece ticarete özgü bir özellik de değil üstelik. Hayatın her alanına uyarlayabiliriz. Değişime ayak uyduramamak, bir yapıyı önce gerilemeye, sonra da yıkıma iter.

E-ticaretin günümüzdeki büyük oyuncularına baktığımızda, hala ilk hallerinden çok da farklı olmadıklarını görüyoruz. Her şey gibi e-ticaret de değişiyor, kullanıcı alışkanlıkları da değişiyor, trendler birbirini kovalıyor. Sosyalleşme, çağımızın en büyük trendi ve e-ticaret siteleri bu trende ayak uydurabildikleri sürece var olacaklar.

Sosyalleşmenin çağın en büyük trendi olmasının temel etkeni, kuşkusuz günümüzün en büyük sosyal networkü olan Facebook. Facebook’un tüm dünyada 500 milyondan fazla, Türkiye’de ise 20 milyondan fazla kullanıcısı var. Hal böyleyken e-ticaret sitelerinin dükkanlarına müşteri beklemek gibi bir lüksleri kalmadı. Dünyanın en kalabalık platformuna şube açmak zorundalar.

Gerçek ticarette bunu yapabilmek neredeyse imkansız. Örneğin Avcılar’da küçük bir mağazanın İstiklal Caddesi’nde bir şube açabilmesi, maliyet ve diğer birçok unsurdan dolayı imkansıza yakın. Fakat internetin böyle bir gücü var. Maliyet olarak neredeyse sıfıra yakın bir harcamayla dünyanın ve Türkiye’nin en işlek merkezine siz de bir şube açabilirsiniz. Bunu yapabilmenizin en etkili yolu ise, bize göre kuşkusuz Voiyk.

voiyk F ticaret Dönemi Başladı!

Voiyk, ürünlerinizi Facebook sayfanız üzerinde sergileyebilmenizi sağlayan bir Facebook uygulaması. Voiyk uygulamasını satın alıp kurduktan sonra, ister varolan e-ticaret sitenizdeki ürünlerinizi, ister evinizde ürettiğiniz ürünleri bir e-ticaret sitesi görünümünde sergileyebilirsiniz.

Voiyk, bir e-ticaret sitesinin sahip olması gereken özelliklerin neredeyse tümüne sahip. Bunlardan bazılarını sıralayacak olursak;

  • Mağazanızı ister İngilizce ister Türkçe kullanma seçeneği.
  • Ürün satışını kendi siteniz üzerinden gerçekleştirme seçeneği.
  • Mağaza üzerine yatay özel tasarım Logo girme seçeneği.
  • Ürünleri kategorileme seçeneği.
  • Ürünlere birden fazla resim ekleme seçeneği.
  • Ürün satışını paypal üzerinden gerçekleştirme seçeneği.
  • Toplu ve sınırsız ürün girişi seçeneği.
  • Ürünlerinizi ister $ ister TL olarak fiyatlandırma seçeneği.
  • Ziyaretçi İstatistikleri görebilme seçeneği.
  • Vitrin özelliği ile 3 ürünü ön plana çıkarabilme özelliği.

Voiyk gibi uygulamaların yurtdışı muadillerine baktığımızda; ShopTab, SortPrice, Shoutlet, Alvenda, BeeShopy gibi servislerle karşılaşıyoruz. Fakat Türkiye’de, Türkçe bir Facebook sayfası açacaksanız (veya açmışsanız), Türkçe dil desteği olan Voiyk işinizi fazlasıyla görecektir. Fiyat bazında TL desteği olması da kafa karışıklıklarının önüne geçecektir.

Not: Bu yazı reklam veya advertorial değildir. Voiyk ve diğer servisler ile resmi hiçbir alakam yoktur. Facebook’ta e-ticaret yapmak isteyenlere yol göstermek amacıyla yazılmış bir yazıdır.

{ 1 comment }

Sosyal medya optimizasyonu kavramına daha önce kısaca giriş yapmıştım. O yazıda da belirttiğim gibi, sosyal medya optimizasyonu artık arama motoru optimizasyonu kadar önemli. Web sitesi optimizasyonunun SEO ile birlikte 2 bölümünden biri SMO.

Sosyal Medya Optimizasyonu Nedir?

Sosyal medya optimizasyonu için, kısaca “sosyal seo” da diyebiliriz. Yani çok kaba tabirle, arama motorundan kazanılan trafiğin yanında; sosyal mecralardan da trafik yaratmak ve bunları en iyi şekilde değerlendirmek anlamında kullanabiliriz. Pek tabii ki bunu çok çeşitli çalışmalarla yapıyoruz fakat ana hatlarıyla iki kısıma ayırabiliriz. Biraz Wikipedia’dan yararlanarak, biraz da kendi görüşlerimi ekleyerek açıklamam gerekirse:

a) Sitemize Sosyal Medya Unsurlarını Dahil Etmek: RSS feed, paylaşım butonları, oylama ve anket araçları, diğer üçüncü parti uygulamalar gibi “social” araçları sitemize doğru bir şekilde entegre etmek.

b) Sitemizi Tanıtıcı Aktivitelerde Bulunmak: Bloglamak, diğer ilgili bloglara yorum bırakmak, sosyal ağlarda aktif olmak ve buralarda sitemizi tanıtmak, tartışmalara katılmak (Türkiye için Friendfeed gibi forumdan evrilmiş bir platform mesela), Twitter gibi platformlarda status’lerimizi düzenli olarak güncellemek vs.

SEO SME SMO venn diagram 300x263 Sosyal Medya Optimizasyonunun Eski/Yeni 5 Kuralı

Görsel Kaynak: www.sumolabs.com

Sosyal Medya Optimizasyonunun 5 “Eski” Kuralı:

Sosyal medya optimizasyonu kavramını ilk olarak Rohit Bhargava, 2006 yılında kullandı ve 5 kuralını yazdı. Bu 5 kural, diğer sosyal medya stratejistleri tarafından kabul gördü ve onların da eklemeleriyle 16 maddelik bir liste oluştu. İlk 5 tanesini aşağıya yazıyor ve kendimce tanımlıyorum.

  • Increase your linkability: 4 yıl önce, sitenize verilen linkler oldukça önemliydi. Sosyal medya optimizasyonu, o zamanlar henüz SEO’dan “tam olarak” bağımsız görülmüyordu ve başka sitelerden link almak en önemli unsurlardan biriydi. Temel amaç, link almayı sağlamaktı.
  • Make tagging and bookmarking easy: Etiketlemek ve bookmark’lamak o dönemde trend olan kavramlardı. Digg, Delicious, Stumbleupon gibi siteler web 2.0′ın en önemli platformları olarak görülüyordu ve tabir-i caizse televizyon gibi izleniyordu. Paylaşım ve Twitter çılgınlığı onları da vurdu ve düşüşlerine hepimiz gözlerimizle şahit olduk. Özellikle Digg’in değerlemesindeki düşüş, bookmarking kavramının düşüşü anlamına geliyordu ve her ne kadar henüz hala önemini yitirmese de bu kavramlar artık eski geçerliliklerini korumuyorlar.
  • Reward inbound links: SMO’nun SEO’dan ayrıştırılamadığına bir başka örnek. Sitenize verilen linkleri ödüllendirmek, insanları buna teşvik etmek o dönemde çok çok önemliydi ve arama sonuçlarında üst sıralarda çıkmanızı doğrudan etkiliyordu. Şimdi ise, durun bir dakika… Arama sonuçları? Sosyal medya?
  • Help your content travel: Bu madde bence hala geçerli ama eksik olduğunu belirtmekte fayda var. Bir içeriği ne kadar farklı formatta yayınlarsanız (ebook, slayt, pdf, video, infografik vs.) o kadar fazla kişiye ulaşır ve içeriğinizin yayılmasına o ölçüde etki edersiniz.
  • Encourage the mashup: Rohit’e göre de hala geçerliliğini koruyan bir diğer madde. Mashup’ları, ortak girişim olan 3. parti uygulamalar olarak kabaca tanımlayabiliriz. Günümüzde API’lerle Youtube, Twitter gibi birçok platformun mashupları yapılıyor. Youtube’un “video embed” kavramı da doğrusu bu maddeye oldukça uygun. Bu madde her site için geçerli değil pek tabii ki. Yaptığınız işe göre değişir fakat kullanıcıları bu yönde teşvik etmek, kuşkusuz büyümenizi ve yayılmanızı hızlandıracaktır.

Sosyal Medya Optimizasyonunun 5 “Yeni” Kuralı:

Rohit Bhargava, 2006 yılında yazdığı o yazıdan sonra, 2010 yılına geldiğimizde artık o kuralların geçerliliğini yitirdiğini farketti ve sosyal medya optimizasyonu için 5 yeni kural yazdı.

  • Increase your linkability -> Create shareable content: Paylaşım çılgınlığının artık hepimiz farkındayız. Ama kimse durduk yere gelip bizim içeriğimizi paylaşmıyor. Bizi sevdikleri için paylaşanlar da var elbette. Mesela bu yazıyı beni sevdiği için paylaşanlar olacaktır icon biggrin Sosyal Medya Optimizasyonunun Eski/Yeni 5 Kuralı Şaka bir yana, asıl önemli olan, bizi tanımayanların da paylaşacakları içerikler yaratmak. Onlara fayda sunmak, dolu dolu içerik, değer yaratmak. Örneğin ben bu yazının içeriğinin gayet faydalı ve dolu dolu olduğuna inanıyorum. Siz de inanıyorsanız beni sevdiğiniz için değil, sadece bunun için yazının altındaki paylaşım araçlarını kullanarak paylaşabilirsiniz icon smile Sosyal Medya Optimizasyonunun Eski/Yeni 5 Kuralı
  • Make tagging and bookmarking easy -> Make sharing easy: Paylaşılabilir içerik yarattık. Şimdi de insanların onu kolayca paylaşabilmelerini sağlamak için gerekli araçları onlara sunmamız gerekiyor. (Yine yazının altındaki paylaşım araçlarına geldi konu)
  • Reward inbound links -> Reward engagement: Sitemize verilen linklerin kuşkusuz halen önemi var fakat bu doğrudan SMO’nun alanı değil. SEO’nun alanı. Engagement, yani insanlarla bağ kurmak artık çok önemli. Teknik bağlardan ziyade, daha sıcak, daha ilişkisel bağlardan bahsediyorum. Yani eskisi gibi samimiyetsiz, linklerle kurulu “teknik” bağlardan ziyade, daha güçlü bağlar.
  • Help your content travel -> Proactively share content: İçeriklerimizi yine farklı formatlarda, ileriyi de düşünerek paylaşmak artık kaçınılmaz. Örneğin bu yazıyı bir slide olarak hazırlayıp Slideshare’de paylaşmayı düşünüyorum ve bu tam da bu maddeyle ilgili. Sunum demişken, yeni medya ve siyaset sunumumu incelemediyseniz buradan buyurun.
  • Encourage the mashup -> Encourage the mashup: Yukarıda bahsettim. Hala eski önemini koruyor.

Böyleyken böyle. Umarım az da olsa faydalı olabilmişimdir. Yukarıda da bahsettiğim gibi, yazıyı paylaşmanız beni çok mutlu eder. İleride daha fazla değineceğim bu konuya bu şekilde devam etmiş olalım ve Rohit’e Türkiye’den, İstanbul’dan bir selam yollamış olalım.

{ 4 comments }

Yeni Medya Düzeni Konferansı Notlarım

by Taci Yalçın on 28 Ekim 2010

in Sosyal Medya

2 gün önce, salı günü Doğuş Grubu‘nun düzenlediği Yeni Medya Düzeni konferansındaydım. İstanbul Kongre Merkezi’nde (Lütfi Kırdar) gerçekleşen etkinlik, açıkçası beni ve diğer katılımcıları pek tatmin etmese de, yine de aldığım ilginç sayılabilecek notları ve konferans sonunda yaşadığım inanılmaz tecrübeyi paylaşmak istiyorum.

Konferans sabahı kayıtlarımızı yaptırdıktan ve yaka kartlarımızı aldıktan sonra içeri geçtik. Bir yandan FriendFeed‘i gözlüyordum, bir yandan da etkinliğin başlamasını bekliyordum. FriendFeed’de Işıl‘ın da orada olduğunu gördüm ve hemen iletişime geçip buluştuk, konferansı birlikte seyretmeye başladık.

Konferans Doğuş Yayın Grubu Genel Müdürü Cem Aydın’ın açılış konuşmasıyla başladı. Sonra, Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk’in konuşmasıyla devam etti. Şahenk, yeni teknolojilerin doğal ve hızlandırılmış bir öğrenim süreci yarattığından; yeni medya düzeninin beraberinde özgürleşme ve şeffaflaşma getirdiğinden bahsetti.

Wired Dergisi’nin kurucusu, long tail kavramının yaratıcısı Chris Anderson’ın konuşmasına geçildi. Chris Anderson’ın konusu, tablet pc’lerin hayatımızı nasıl değiştireceği ile ilgiliydi. “The Future of Media in The Tablet Age” adlı sunumuna başlayan Chris, açıkçası tablet pc’lerden çok tahmin edebileceğiniz gibi Ipad üzerine konuştu çoğunlukla. Katılımcılar, kendi aralarında Chris’in Ipad reklamı yaptığını düşünmediler ve konuşmadılar değil açıkçası icon smile Yeni Medya Düzeni Konferansı Notlarım

Itunes’un çok güçlü bir platform olduğundan bahsetti Chris. Ipad’i “Iphone, Kindle ve Cloud Computing” in toplamı olarak gördüğünü belirtti. Wired dergisinin 93 yılında geleneksel mecrada faaliyete başladığını; son 15 yıldır da web üzerinde yayında olduğunu söyledi. Özellikle dikkatimi çeken nokta ise; “dergiyi nete taşımadıklarını, yeni bir website yarattıklarını” söylemesi oldu. Bunun, bizim Türk medyasının altını kalın kırmızı kalemlerle çizmesi gereken bir nokta olduğunu düşünüyorum.

Wired dergisinin Ipad satışlarından, akabinde long tail kavramından bahsetti. Haziran’da Wired’ın 100.000 sattığından; daha sonraki aylarda 30 bin seyrinde düzenli olarak satışına devam ettiğinden bahsetti. Ipad’deki bir derginin, basılı dergilerin dağıtımından çok daha etkin ve maliyetsiz dağıtılabildiğinin (ve üretilebildiğinin) üzerinde durdu. Ve aynı zamanda tabii ki çok daha fazla insana ulaşabilmekten bahsetti. Wired’ın, Ipad’deki dergiler sıralamasında 1. sırada olduğunu söyledi. Ipad için hazırladıkları videoyu izletti ve video gerçekten harikaydı.

The New York Times Yönetim Kurulu Başkanı Arthur Sulzberger ise değişimin zorluğundan, yeni medyanın kendilerini nasıl etkilediğinden ve tabii ki The New York Times’tan bahsetti. 96′da internete girdiklerini, ilk zamanlarda sayfa gösterim sayılarının 100.000 olduğunu ve bugün bu sayının 16 milyon civarında olduğunu belirtti. Geleneksel medyanın kalelerinden birini temsil eden Arthur’a şakayla karışık The NY Times’ın bu düzene ayak uydurup uyduramayacağı soruldu. O da ortada CNN ve BBC gibi çok güçlü iki örneğin olduğunu, onların bunu başarabildiğini dile getirdi.

Daha sonra panele geçildi ve Levent Erden, Chris Anderson, Christian Hernandez’den oluşan üçlü; DYG yeni medya koordinatörü Yunus Halit Türe moderesinde sohbete başladılar. Açıkçası panel beni hiç tatmin etmedi. Dikkatimi çeken noktalar; Chris’in “uzun vadede TV’yi hatırlamayacağız” sözü ve araştırma sürecinin toplumsal hale gelmesinden bahsetmesi; Facebook Uluslararası İş Geliştirme Başkanı Hernandez’in Galatasaray’ın Facebook’taki en çok hayrana sahip spor kulübü olmasından bahsetmesi, Türkiye’nin bir Akdeniz ülkesi olmasından dolayı topluca muhabbet etmeleri, bir şeyler paylaşmayı, dolayısıyla Facebook’u sevmesinden bahsetmesi; Levent Erden’in sosyal medyanın “sosyal olmadığı” , bunun bir ekran arkadaşlığı olduğu üzerine yaptığı vurgu ve sansürle ilgili soruyu “o tren kaçtı” diyerek kestirip atması oldu.

Dışarıda sigara molasında Levent Erden’in yanına gidip sansür sorusuna neden cevap vermediğini sordum. O da birkaç gün sonra bakanlarla toplantısının olduğunu argo -bayağı bir argo icon smile Yeni Medya Düzeni Konferansı Notlarım - bir dille bakanlarla bu konuyu konuşacağını, o konunun yerinin burası olmadığını söyledi.

Bu arada konferanstan önceki gün Levent Erden’i rüyamda görmüştüm. Bir reklam filminde genç bir çocukla oynuyordu. Genç çocuk yeni medyayı, Levent Erden de sansürü temsil ediyordu. Rüyamı anlattım ve tepkisi “üstünü iyi ört” oldu icon smile Yeni Medya Düzeni Konferansı Notlarım

Daha sonra Amerika’da The Young Turks adlı programıyla ortalığı birbirine katan Cenk Uygur, video konferans ile salona bağlandı. Youtube’un öneminden, programı yapmayı nasıl başardıklarından (internet üzerinden yayınlanan ilk canlı tv şovu) bahsetti. Türk asıllı olmasından dolayı oldukça gazlayıcı bir konseptte konuştu. Baba tarafından büyük dedesinin Osmanlı komutanlarından(?) olduğundan bahsetti. Anne tarafının soyadının “Yavaşça” olduğunu esprili bir dille anlattı. Büyük büyük dedesi, İstanbul’un fethi sırasında gemileri karadan yürüten ekipteymiş. Fatih Sultan Mehmet gelip “nasıl yürüteceğiz” diye sorunca, bu da “yavaşça” demiş ve soyadları öyle kalmış. (Tabii doğru anladıysam, İngilizce ile simultane çeviri birbirine giriyordu çoğu zaman.)

Bizans’ın Osmanlı donanmasını bir anda, aniden boğazda gördüğünden bahsetti. Konuyu burada genç Türkler’e bağladı ve “işte dünya da bizi bu şekilde, bir anda fark edecek” dedi. Alkışlar falan derken, salon iyice gazlandı bu arada.

Ve son olarak orada asıl bulunma nedenim; kitaplarını yıllardır elimden düşürmediğim, adeta idolüm olan ünlü pazarlama gurusu Seth Godin video konferansla bağlandı salona. Açıkça belirteyim, Seth Godin‘in konuşmasından hiç not alamadım. Pür dikkat dinliyordum ve bir şey kaçırmak istemiyordum. Öyle de oldu.

seth2 300x112 Yeni Medya Düzeni Konferansı Notlarım

Seth, ilk olarak saatin kaç olduğunu sordu ve konuyu oradan zamanın önemine bağladı. 100 yıl önce olan makine devriminin şimdi teknoloji tarafından gerçekleştirildiğini; bunun temelinde yatan ana mevzunun “verimliliği artırmak” olduğundan bahsetti.

Şimdi hayatta olmayan Fransa’daki bir arkadaşının ekmek konusundaki inovasyonundan bahsetti. Aromalı ekmek (doğru anladıysam) yapan arkadaşı, o ana kadar kimsenin yapamadığını yapmıştı, kalıpları kırmış ve başarıya ulaşmıştı. Henry Ford da dahil birkaç örnek verdi ve örneklerinin temelinde yatan ortak şey şuydu:

“Eğer sisteme uyuyorsanız fark edilmezsiniz. Sıradan insanlar fark yaratamaz, farkı farklı insanlar yaratır.”

Hayat felsefemin “insan, normalin dışına çıkmazsa gelişemez” sözü üzerinden temellendiğini söyleyecek olursam; neden Seth Godin hayranı olduğumu sanırım siz de, ben de bu noktada daha iyi anlayabiliriz.

Seth, “mutlaka sizden daha ucuzunu yapan birileri çıkacaktır” diyerek; “bir şeyin daha ucuzunu yapmaya çalışmayın, ortaya tamamen yaratıcı bir şey çıkarın”a vurgu yaptı. Konuşmasının temeli de buydu aslında.

Daha sonra soru cevaplara geçildi. İlk başta kimse soru sormak istemedi, kimse el kaldırmadı ve salonda ufak bir “apışıp kalma” sendromu oldu. Daha sonra soru cevap moderatörü ntvmsnbc.com genel yayın yönetmeni Ahmet Yeşiltepe‘nin kıvrak çevirisiyle bir veya iki kişi soru sordu. Kanımca Seth Godin’i pek tatmin etmeyen, sıradan sorulardı. Daha sonra yine kimse soru sormak istemeyince el kaldırdım ve mikrofon bana geldi.

Hayatımda hiç bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum. Karşımda, dev ekranda Seth Godin beni dinliyordu ve ben bir daha belki de hayatım boyunca bulamayacağım bir fırsatla karşı karşıyaydım. Açıkçası el kaldırırken aklımda bir soru yoktu, o anda aklıma gelen ilk şeyi sordum.

“Birçok fikir arasından doğru olanın, yani hayata geçirilmesi gerekenin hangisi olduğuna nasıl karar veriyorsunuz? Sizi bu noktada tetikleyen şey ne? Örneğin yıllar önceki Squidoo adlı girişiminizde, Squidoo’yu yapmaya nasıl karar verdiniz? Fransa’daki arkadaşınızın ekmeğinin kokusunu Squidoo’dan nasıl aldınız? Kalbimin sesini dinledim demeyin; kalpsiz biri olduğunuzu farzedin.”

Bu soruyu tam olarak çeviremediler ve haklı olarak Seth Godin de soruyu anlamadığını söyledi. Sonra moderatör Ahmet Yeşiltepe, hemen başka bir soruya geçmek istedi ama Seth Godin onun sözünü keserek “soruyu anlayıp, cevap vermek istediğini” belirtti. Tekrar mikrofon bana geldi, sorumu çok çok basitleştirerek tekrar sordum. İlk sorumdaki parçalar da böylece kafasında birleşince ne sormak istediğimi anladı ve “Great question” diye başlayarak uzunca bir cevap verdi. icon smile Yeni Medya Düzeni Konferansı Notlarım Müthiş gururlandım, müthiş etkilendim. Bu adamı neden sevdiğimi bir kez daha anladım.

Sorunun cevabını merak edenler olursa, inanın hatırlamıyorum icon biggrin Yeni Medya Düzeni Konferansı Notlarım Heyecandan bambaşka yerlerdeydim o an. Ama hatırladığım kadarıyla o uzun cevabının temel noktası şuydu: “Yapın, sadece yapın.”

ps: AdresGezgini’nden Işıl Yılmaz’ın konferans ile ilgili notlarını da tavsiye ederim. Benimkinden çok daha detaylı.

{ 8 comments }

Neredesin @Firuze?

by Taci Yalçın on 24 Ekim 2010

in Haberler,Sosyal Medya

Başlık her şeyi anlatıyor aslında. Lokasyon bazlı sosyal ağlar artık hayatımıza fazlasıyla girmeye başladı ve başta Foursquare olmak üzere birçok popüler platform ortaya çıktı. Facebook da Places hamlesiyle olayı bambaşka bir boyuta taşıdı.

Açıkçası Foursquare kullanmıyorum. Ama kullanana da mani olmuyorum. Yani ben kullanmıyorum diye bu platformları kullananları görmezden gelemem. Tanıdığım birçok insan kullanıyor ve görünüşe göre ilerde biz de kullanıyor olacağız. Şimdilik hiç ihtiyaç duymuyorum, orası ayrı konu.

Nerede olduğunu paylaşmak, insanlara bir şekilde çekici geliyor ve bunu yeni nesil servislerle kolayca gerçekleştirebiliyorlar. İlgili haberde de belirttiğim gibi, sosyal medya, “imkansız” denilen birçok şeyi gerçekleştirmeyi başardı ve bu trendin de etkisiyle ilerleyen yıllarda bir mekana giren müşteri sayısını, bir mitinge katılan insan sayısını vs. kolaylıkla ölçümleyebiliyor olacağız. Belki buna daha çok zaman var, ama bunun olacağını şimdiden söylemek hiç de zor değil.

Bu tarz platformlar, şimdiden pazarlama kanalları olarak kullanılmaya başlandı ve kısa zaman içinde ülkemizde de bu tip gelişmelere şahit olacağız. Umarım markalar bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirirler. Ama çok geç kalmadan. Hep geç kalıyorlar. Trend takibi, markaların en büyük sıkıntılarından biri çünkü.

24 Ekim Pazar günü Radikal’de Volkan Şahin imzalı “Sosyal medyada yeni trend: Şu an buradayım, peki ya sen?” konulu habere linke tıklayarak ulaşabilirsiniz. Haberde benim de sözlerime yer verdiği için Volkan’a çok teşekkür ederim.

{ 0 comments }