Eylül 2010

Blogger’ları Yarıştırmayın!

by Taci Yalçın on 09 Eylül 2010

in Sosyal Medya

Herkesin bildiği gibi; son zamanlarda oldukça fazla “blogger kampanyası” yapılmaya başlandı. Tırnak içine almamın nedeni; bunun farkına varılması gereken rahatsız edici bir tabir olduğu. Detaylara inmeden önce, biraz başa dönelim.

Sosyal medya rüzgarının ilk esmeye başladığı yıllarda, bloglar oldukça önemsenirken; aksine o blogun yazarları çokça kez görmezden geliniyordu. Blogger’ların, evlerinde pijamalarıyla bilgisayar başına oturmuş yazılar yazan ciddiyetsiz kişiler oldukları sanılıyordu. Fakat ortada bir sorun vardı. Bu kişiler çoğu konuda geleneksel medyadan daha kaliteli bilgiler paylaşıyorlar; çoğu güncel haberi geleneksel medyadan çok daha önce bloglarına taşıyorlardı. Blogların önemi böyle farkedildi.

Geleneksel medyadaki ve halktaki blogger algısından dolayı da; bloglar yazarlarının önüne geçti. Taa en başlarda kaynak göstermeden yapılan alıntılar, yerini blog isimlerini küçükçe belirtmeye bıraktı. Bloglar artık hakettikleri değeri görmeye başlamışlardı. Çoğu blog iyi paralara medya şirketlerine satıldı, çoğu blog bugün hala yayın hayatına devam eden önemli “medya” platformları haline geldiler.

Sosyal medyanın ilerleyiş ve akış hızıyla orantılı olarak; blogger’lar da hakettiği değeri görmeye başladılar. Konferanslara çağırıldılar, kitaplar yazdılar, geleneksel medyayı da içeren saygın bir hayran kitlesine sahip oldular, iyi paralar kazandılar.

İşte ilk başlarda, blogger’lara verilen değer sosyal medya kampanyalarında da kendini göstermeye başladı. Kabaca, blogger’lara hediyeler yollanarak yapılan bu “kampanyalar” , “sosyal medya kampanyası” tanımının karşılığı olmaya başladı. Yaratıcılık köreldi, birbirinin tekrarı kampanyalar yapılmaya başlandı. Zırt pırt hediyeler alan, her etkinliğe davet edilen bloggerlar hallerinden oldukça memnunlardı. Saygın etkinliklere “önemli” addedilebilecek kişilerle birlikte davet ediliyorlar, neredeyse her hafta evlerine kargoyla hediyeler geliyordu.

Sonra işler biraz değişti. Her sektörde olduğu gibi, burada da rekabet baş gösterdi. Blogger sayısı üst düzey bir artış gösterdi. Kampanyalar hala yaratıcılıktan yoksundu. Fakat ortada çok fazla blogger olduğu için; yarışma formatı devreye girdi.

Artık blogger’lar “oturdukları yerden” hediyeler almıyorlardı. Hediye alması için, diğer blogger’ların önüne geçmesi gerekiyordu. Bu da genellikle marka hakkında daha fazla yazı yazarak, daha fazla “buzz” yaratarak mümkün oluyordu. İlk başta blogger’lar bu durumu yadırgamadılar. Çünkü sonuçta ceplerinden hiçbir şey çıkmadığı gibi, çok fazla bir emek de sarfetmeleri gerekmiyordu.

Sonraları (şimdileri) blogger’lara nadiren de olsa hediyeler gönderiliyor. Ve blogger’lar artık bu ikiyüzlülükten sıkıldıkları için aldıkları hediyenin karşılığı olması gereken yazıları yazmıyorlar. Zaten işin yarışma boyutuna kaydırılmasının da en önemli nedeni bu.

Ve “mecburen de olsa” akabinde çok daha yaratıcı sosyal medya kampanyaları görmeye başladık. Blogger’lara özel değil; blogları da içine dahil eden tam anlamıyla “sosyal medya kampanyaları” kurgulanmaya başlanır oldu ve süreç bu şekilde ilerliyor.

Gelelim Türkiye’deki sosyal medya kampanyalarının durumuna.

Amerika ve Avrupa gibi bizden daha gelişmiş ekonomiye sahip kültürleri eskiden olduğu gibi 50 yıl geriden takip etmiyoruz artık. “İnternet” gibi son sürat ilerleyen ve üst düzey yayılma gücüne sahip sektörlerde taş çatlasa bu birkaç yılımızı alıyor. Onlar koşuyor, biz arkalarından takip ediyoruz. Amerika’daki sosyal medya kampanyalarının “blogger kampanyası” olduğu zamanlardayız şu anda.

Sosyal medya kampanyası isteyen markalara blogger kampanyası yapılıyor. Ve beraberinde bloggerlar yarıştırılıyor. Ya da markalar direk “blogger kampanyası” talebinde bulunuyor. İkincisine ülkemizde daha sık rastlanıyor. Sosyal medya kampanyasının ne olduğunu, nasıl yapılması gerektiğini bilmeyen marka; her zaman olduğu gibi “başka” markaların yaptıklarına bakıyor ve “biz de yapmalıyız” görüşüne kapılıyorlar. Hala sağlam sosyal medya stratejileri yürüten markalara sahip değiliz ve bu “şimdilik” biraz hayali duruyor bizim için. Çünkü “sosyal medya” anlayışımız “kampanyalardan” ; daha da kötüsü “blogger kampanyalarından” ibaret henüz.

Bu beni üzüyor mu? Aslında pek üzmüyor. Çünkü bu bir süreç ve biz de bu sürecin içinden geçmek zorundayız. Fakat bu sürecin mümkün olduğu kadar kısa olması; hem markaların, hem de sektör profesyonellerinin işine gelecek. Çünkü blogger kampanyaları genelde başarısız oluyor ve neredeyse her blogger kampanyasında tabir-i caizse “hır gür” çıkıyor. “Ben neden seçilmedim?” , “Bana neden hediye yollanmadı?” gibi sorularla sosyal ağlarda başlayan tartışmalar gittikçe alevleniyor. Ajanslar, kampanya süreci için harcamadıkları zamanı, markalara kriz yönetim raporları hazırlamakla geçiriyorlar.

Eğer bu süreç biraz daha uzarsa; markalar sosyal medyayı bloglardan ibaret görecek ve sosyal medya kampanyalarını da “hiçbir geri dönüşü olmadığı gibi üstüne üstlük tartışma da çıkaran” etkinlikler olarak görecekler.

Böyle bir şeyin olmasını istemezsiniz değil mi?

Bence de istemezsiniz.

{ 2 comments }