Ocak 2010

Ne yapıyoruz?

by Taci Yalçın on 31 Ocak 2010

in Sosyal Medya

Bir önceki “sosyal medyada stratejinin önemi” başlıklı yazımda, sosyal medya stratejisinden şimdilik (bazı büyük ajansların yaptıkları dışında) tek anladığımızın tüm platformları hunharca kullanmak olduğunu belirtmiştim. Konuya uzak olanlar için veya buna katılmayanlar için klasik bir örnekle durumu daha iyi anlatmaya çalışayım.

Sosyal medya kirliliği

Evet, sosyal medya stratejisinden anladığımız şey bu ve biz sosyal medyayı kirletiyoruz. Yani bu, interneti yaşam ortamı olarak kabul edersek çevre kirliliğine eşdeğer. Buna sosyal medya kirliliği diyebiliriz. Zaten yaban ellerde buna “social media overload” deniyor. Yine realize edersek örneği, bu şuna benziyor:

Bir sabah işe gitmek için kalkıyorsunuz. Kahvaltınızı yaparken televizyonu açıp X markasının reklamını görüyorsunuz. Sonra gazeteye göz atarken yine X markasının reklamını görüyorsunuz. Üzerinizi giyinip evden çıkacakken, evinizin önünden kurum arabasıyla ve tepesinde megafonla bağır çağır yine aynı marka geçiyor. Arabanıza gidiyorsunuz, tam binecekken arabanızın ön camına bu markanın broşürünün sıkıştırıldığını görüyorsunuz. Arabanızla iş yerine doğru ilerlerken radyoda yine bu markanın reklamını duyuyorsunuz. İş yerine gittiğinizde masanızda bu markanın broşürüne rastlıyorsunuz. Telefonunuza mesaj geliyor, bakıyorsunuz ve bu markanın tanıtım mesajı. Bilgisayarı açıp maillerinizi kontrol ediyorsunuz, yine bu markanın tanıtımını içeriyor. Akşam eve dönüyorsunuz, posta kutunuzu kontrol ediyorsunuz, durum aynı. Tam eve girecekken kapı aralığında yine bu markanın broşürü.

Abarttım mı? Reele göre evet. Ama sanal dünyada yapılan şey de tam olarak bu. O zaman siz de abartmayın. Aynı insanlara farklı kanallardan ulaşmak yerine, farklı kanallardan farklı insanlara ulaşın. Elbette kesişim kümesinde kalan insanlar olacaktır. Fakat platform seçmeden/kullanmaya başlamadan önce düzgün bir strateji belirlerseniz; kesişim kümeniz de oldukça küçük olacak ve başını ağrıttığınız insan sayısı, herkesinkinden daha az olacaktır.

{ 2 comments }

Sosyal Medyada Stratejinin Önemi

by Taci Yalçın on 29 Ocak 2010

in Sosyal Medya

Bugün çok sevdiğim arkadaşlarımdan Çağatay ve Gülnur‘la birlikteydim. Bu da günlük girişi gibi oldu ya, neyse doğrudan konuya gireyim. Çokça sosyal medyadan, internet sektöründen falan konuştuk. Mutfakta sigara içerken (Evet, mutfakta sigara içiyoruz. Gülnur salonda sigara içirmiyor! icon smile Sosyal Medyada Stratejinin Önemi ) Çağatay bir sosyal medya kampanyasından bahsetti. İsim vermeyeyim ama, tabiri caizse bir ürün lansmanının sosyal medya kampanyasıydı. Zaten Çağatay’ın fikirlerine güvenirim, ama eve gelince ilk işim kampanyaya bakmak oldu. Çünkü günümün büyük bölümünü sosyal medyada geçiren ben, bu başarılı(!) kampanyadan nedense haberdar olmamıştım.

Gördüğüm şey tabii ki tahmin ettiğim gibiydi. Onlarca platformda açılmış bilgi kirliliği yaratmış onlarca profil, yaratılmış saçma sapan bir ana site (aslında blog ama öyle konumlandırılmış), birden fazla blog oluşturma aracında açılmış bloglar, kampanyayı besleyici ufak bir strateji olsa iyi olabilecek, fakat tüm kampanyanın üzerine kurulduğu bir anafikir ve son olarak da yarım yamalak paylaşılmış içerikler, sürpriz hediyeler (!) ve kendi bloglarında ne kadar başarılı olduklarını anlatan, yaptıkları şeyin Türkiye’de ilk olduğunu iddia eden sübyan (yaş anlamında değil) ajans (:p) kurucuları…

Fotoğraf her şeyi anlatıyor aslında. Ama biraz da bu konu üzerine bir şeyler çiziktirmeye yarar var. Çok başarılı bir sosyal medya kampanyası olduğunu iddia ettikleri için üzerine eğileceğim bu konunun. Yoksa amacım kimseyi karalamak falan değil.

Bir sosyal medya kampanyası neye göre başarılı kabul edilebilir?

Bunun birçok kriteri vardır ve birlikte değerlendirilmelidir, fakat ülkemizdeki genel algı “takipçi sayısının” olduğu yönünde. Elbette takipçi sayısı da önemlidir kuşkusuz. Fakat sizin Facebook sayfanızda sizi takip eden 1000 küsür kişi bir başarı kriteri olamaz. Eğer sizi 1.000.000 kişi takip ediyorsa ve bu kişileri türlü çakallıklarla bulmadıysanız, kim ne derse desin başarılısınızdır eğer kriter “takipçi sayısıysa.” 1000 küsür kişiyi iki üç arkadaş bir araya gelerek Facebook’taki arkadaşlarına teker teker mesaj atıp birkaç gecede herkes yapabilir. Diyelim ki tamamen organik bir şekilde bu 1000 küsür kişi o sayfada bir araya geldi. Eeee? Hani başarı? Eğer sizin kampanyasını yapmaya çalıştığınız şey dünyaca ünlü bir film ve aynı zamanda yıllardır bir fenomen haline gelmişse, bu sayfanın kendiliğinden en iyimser tabirle onbinlerce hayran toplaması gerekmez miydi? Pazarladığınız şey sıradan, yeni çıkmış, başarısız veya kimsenin haberdar olmadığı bir ürün değil ki. Bir fenomen. Dünyaca ünlü bir fenomen.

Diğer platformlara göz gezdirdim. Hepsinde de takipçi sayıları yerlerde. Twitter‘dan 30 küsür, FriendFeed‘den 80 küsür, Myspace‘ten Tom dahil 10 küsür vs. Sosyal medya kampanyasında başarı deyince akla ilk gelen tabir olan takipçi sayısını yaratamadınız. Peki neye göre başarılı olduğunuzu iddia ediyorsunuz? Tatmin edici rakamlar toplasaydınız ve başarılı olduğunuzu iddia etseydiniz yine bir nebze anlardım (ama yine de başarılı olduğunuzu kabul etmezdim) ama takipçi sayılarınız yerlerdeyken neye göre başarılı olduğunuzu iddia ediyorsunuz?

Evet, bu soru aklımdan geçti ve elbette bir şeylere dayanıyorlardır diye düşünerek diğer platformlara göz gezdirdim. Blogcu, Blogger ve WordPress.com‘da üç ayrı (bunlara ek olarak ana siteleri de hem yazılım, hem de kullanım açısından bir blog) blog açmak nasıl bir mantığın ürünüdür ben anlayamadım. Gerçekten anlayamadım. Düşündüm, düşündüm.. Bir sigara yaktım bir daha düşündüm… Çıkamadım işin içinden. Her birinin konusu ve hitap ettiği kitle ufak da olsa farklılıklar taşısaydı yine bir nebze anlardım. (Ama yine kızardım neden tek bir blogda farklı kategoriler açmadınız diye) Ama bunu anlayamıyorum.. Kafam kalın.

Hadi videolarını Youtube ve Vimeo gibi farklı video sitelerinde paylaşması mantıklı ve yapılması gerekir. Farklı komünitelerin genelde farklı kullanıcıları olur. En azından o anda o videoyu izleyecek kullanıcı barındırabilme ihtimaline karşı bile olsa bunu yaparsınız. Fakat ben “blog okursam WordPress’ten okurum arkadaş” veya “Blogcu forever bacanak, ne o öyle ecnebi bloglarında yazıyorlar” diyen bir tane insan evladı görmedim. Neden aynı içeriği farklı bloglarda paylaşarak hem ortalığı, hem de zaten stratejiden uzak kampanyanızı kirletiyorsunuz? İçinizden biri bile “naapıyoruz lan biz?” demedi mi? Dememiştir..

Sosyal medya kampanyaları diyerek genel konuşuyoruz. Türkler olarak genel konuşmayı çok severiz biz. O açıdan bu yazılık beni mazur görün. İlerde detaylarına inip çeşitlerinden bahsedeceğim. Fakat bugün bu kampanyadan bahsederken böyle konuşasım geldi!

Bir sosyal medya stratejisi oluşturmak ciddi bir süreçtir. “Bütün” araçları kullanıp içerik pompalamaktan başka bir şey yapmazsanız eğer, bu bir sosyal medya kampanyası olmaz. Pardon, olur ama son derece başarısız bir sosyal medya kampanyası olur. Bunu herkes yapabilir. Ve şimdiye kadar bu tarz yapılan tüm işler de başarısız olmuşlardır. En azından ben başarılı olanını görmedim. (Gerçi bu başarılı kampanyayı da görmemişim, büyük hata!)

Bu bloga başlamamın en önemli nedeni de bu işte. Bu algıyı yıkmak. Ve gerçekten başarılı sosyal medya kampanyaları nasıl inşa edilir, elimden geldiğince buna katkıda bulunmak. Eğer faydalı ve çoğu zaman özgün bilgiler sunamazsam; bana ulaşabilir ve tüm açık sözlülüğünüzle “kapat bu blogu” diyebilir, küfürler savuşturabilirsiniz. Eğer gerçekten haklıysanız ve bu blogun kapanmasından bir pazarlama profesyoneli, sosyal medya meraklısı ya da herhangi biri mutsuz olmayacaksa, kapatırım zaten. (Ama siz söylemeden ben farkederim bunu gibime geliyor.) icon smile Sosyal Medyada Stratejinin Önemi

İyi seyirler efendim.

{ 5 comments }

social media waste of time 300x213 Sosyal Medya Takip Araçları (Yeni Başlayanlar İçin)

Sosyal medya takibinin ülkemizde henüz çok yeni bir kavram olduğunu belirtmekle birlikte; aslında dünyada da pek gelişmiş olduğunu söyleyemeyiz. Fakat ne kadar önemli olduğunun pazarlama profesyonelleri farkındalar ve sürekli bu alanda çalışmalar yapıyorlar; yeni araçlar keşfetmeye ve geliştirmeye çalışıyorlar. Çünkü çoğu araç birbirinin taklidi şeklinde ve sınırlı özellikler sunmaktan öteye gidemiyor.

İşte bu noktada, diğerlerinden az da olsa öne çıkan araçları değerlendirmekte fayda var. İncelediğim 100′den fazla ücretsiz aracın içinden bazılarını sizlerle paylaşacağım.

Bazı araçları yeni başlayanlar için, bazılarını da pazarlama profesyonelleri için önereceğim. Bu yazımda yeni başlayanlar için olan araçları değerlendireceğim. Yani hepimizin bildiği şeyleri. Pazarlama profesyonelleri bu yazıyı şu ana kadar okuduysalar hemen bırakıp bir başka yazıya geçsinler. Kendilerini muhtemelen ilkokulda derse giren üniversite öğrencisi gibi hissedeceklerdir.

Öncelikle sosyal medya takibi nedir ve neden yapılmalıdır bundan bahsedelim. Sosyal medya takibi (izleme, dinleme) markamız hakkında online mecralarda neler konuşulduğunu, bizden şikayeti olan müşterilerimizin/takipçilerimizin nelerden şikayet ettiklerini, markamızdan beklentilerini, markamızla yaşadıkları olumlu deneyimleri, kısaca “arkamızdan konuşulan” olumlu veya olumsuz birçok şeyi görebilmemizi sağlar. Tabii cümle böyle olunca markamız için çok müthiş olacağını düşünüyoruz. Kuşkusuz öyle de, fakat mükemmel bir sosyal medya takibi sağlamak 2010 yılı içinde pek mümkün olmayacak gibi. Özellikle SEO çılgınlığının ve az da olsa teknoloji yetersizliğinin bunda büyük etkisi var. Marka takibini terimlerle yapmak zorundayız ve ana unsurumuz “terimler” olunca; oluşan bilgi yığını ve kirliliğini ayıklamak da oldukça zor oluyor. Birçok sitenin “kendi” arama motorları bile çok doğru sonuçlar vermezken; hiç girmediğimiz, adını bile duymadığımız platformlarda hakkımızda neler konuşulduğunu %100 olarak bulabilmemiz de şu an için pek mümkün görünmüyor. Yine de markamız için oldukça faydalı olacak bazı araçları değerlendirmekte fayda var.

Yeni Başlayanlar İçin:

“Marka” adı altında genel tabirlerle konuştuğum için, birçok markanın işine yaramayacak ya da çok az yarayacak bilgiler verebilirim. O yüzden bu yazı dizisinin ilerleyen bölümlerinde onlar da işlerine yarayacak araçları bulabilecekler.

Öncelikle ilk işimiz bizim hakkımızda konuşulanları öğrenmek değil de, “bizim adımıza” konuşanlar var mı, onları tespit etmek olsun. Çünkü sosyal medya gerçekten de sayısız karakterde insan barındırıyor. Ruhumuz bile duymadan birileri bizim adımıza konuşuyor olabilir. Bunu geç farketmenin sonuçları da tahmin edeceğiniz gibi felaket olur. Müşterileri yanlış yönlendirme, marka kimliğini zedeleme, iki yüzlü tavır takınıp çaktırmadan bizim dilimizle rakibimize müşteri yönlendirme gibi birçok kötü sonuçla karşılaşabiliriz. Amerika’da bu tarz olaylar sıkça oluyor ve ülkemizde de görmemiz 2010 yılı dahilinde kaçınılmaz gibi.

Bu bağlamda ilk yapmamız gereken, sosyal medyadaki ilk ve en önemli varlığımızı; ismimizi kontrol etmemiz anlamına geliyor. Sosyal medya takibiyle ilgileniyorsanız, web sitenizin olduğunu varsayıyorum ve ondan sonraki en önemli şeye, kullanıcı adları konusuna geliyorum. Şu siteyi kullanarak isminizi bir kez girerek birçok sosyal medya platformunda kullanıcı adınızın alınıp alınmadığını görebilirsiniz. Önemli olanları ve kullanmamız gerekenleri ilerleyen yazılarda paylaşacağım. Fakat siz benim ilerki yazımı beklemeyip, henüz alınmamış olanları, “en çok duyduğunuz platformlardan” alın. Elbette çok konuşulan siteler Facebook, Twitter, FriendFeed, Youtube ve benim “ilk plandaki” önerilerim olarak da SlideShare ve Flickr. Eğer işinizle alakalı olduğunu düşünüyorsanız da MySpace‘ten de kullanıcı adınızı almanızda yarar var. Bu platformları neden kullanmamız gerektiğini ve nasıl kullanılacağını, diğer platform önerilerimle birlikte ilerleyen günlerde anlatacağım.

Her şeyden önce NameChk.com sitesinde kullanıcı ad(lar)ınızı kontrol etmenizi istememin sebebine dönelim. Eğer “taken” olanlar varsa, hemen o sitelere gidip adınıza yaratılmış profillere bir göz atın. Markanızın aleyhine bir durum olup olmadığını gözlemleyin. Eğer varsa, hemen site yönetimiyle iletişime geçin ve neler yapabileceklerini öğrenin. Ya da sitede bulunan gizlilik vs. kurallarını okuyun, yardım sayfalarını inceleyin ve neler yapabileceğinize bir bakın. Avukatınıza danışın. Sosyal medya üzerine yoğunlaşmış avukatlar da mevcut ülkemizde. Onları araştırıp (bu konuda benimle iletişime geçebilirsiniz, yardım etmeye çalışırım) onlardan da fikir alabilirsiniz. Fakat böyle bir durumla karşılaşmanız şu an için ülkemizde çok zor. Bizde karşılaşılan durum, genelde sadece o kullanıcı adının sizden önce alınmasıyla sınırlı kalıyor. Sizin çok yüksek fiyatlarla teklif yapıp, o kullanıcı adını satın alacağınızı ve çok büyük paralar kazanacağını düşünen gençler neden oluyor bu duruma. Birkaç örnek olay üzerinden hareket ederek (evet, birkaç olay var) onlar da bu işten para kazanacaklarını düşünüyorlar. Eğer durum sadece bundan ibaretse, iletişime geçip rica edin. Büyük ihtimalle reddedilirsiniz fakat yine de bir şansınızı deneyin. Aksi halde ise yine markanızı anlatan başka bir isim seçin ve o isimle yolunuza devam edin. İnanın isminizin “SosyalMarka” , “Sosyal-Marka” veya ”SosyalMarkaBlog” olmasında hiçbir sakınca yok. İsminizle değil, içeriğinizle değerlisiniz.

Gelelim ikinci aşamaya. Markamız hakkında neler konuşuluyor, basitçe kullanacağımız araçlarla bir göz atalım.

İlk yapacağımız iş, tabii ki Google‘a ismimizi yazıp aratmak olsun. Muhtemelen bunu yapmışsınızdır, yine de konu hakkında hiçbir fikri olmayan markalar da olabileceğini göz önünde bulundurarak önermiş olalım. Ayrıca markanız için en son 1 ay veya daha önce bu işlemi yaptıysanız, tekrar yapmanızı öneririm.

Twitter Search: Twitter, artık ülkemizde de sıkça kullanılan bir micro-blogging platformu. Basitçe anlatmak gerekirse insanlar 140 karaktere bağlı kalarak o anda ne yaptıklarını (tabii bu lafta kaldı artık), beğendikleri veya sevmedikleri herhangi bir şeyi, markalarla olan tecrübelerini, onlardan isteklerini (bizim için önemli olan kısım bu) gibi birçok konuda, “o anda akıllarına ne gelirse, ne düşünüyorlarsa, veya neyi paylaşmak istiyorlarsa” onu yazdıkları bir yer. Twitter’ın search aracını kullanarak markanız hakkında bir şey konuşulup konuşulmadığını öğrenebilirsiniz. Unutmadan, birkaç şekilde arama yapmanızda fayda var. SosyalMarka, Sosyal Marka, #sosyalmarka gibi…

Google BlogSearch: Google’ın bloglara endeksli arama motoru da bize bloglarda hakkımızda neler konuşulduğuna dair önemli fikirler verir. Yine değişik varyasyonlarda arama yapmakta yarar var.

FriendFeed Search: FriendFeed’e birçok platformdan birden içerik geldiği için, muhakkak kontrol edin.

Youtube Search: Youtube’da bizimle ilgili bir video var mı, kontrol etmekte fayda var.

Google Advanced Video Search: Yine işimize yarayabilecek bir araç Google’dan.

Bloxoo: Türk blog dizini servisi. Google BlogSearch’e ek olarak bu siteyi de kullanmanızda yarar var. Yapmanız gereken sitenin üst sağ tarafındaki arama kutusuna kelimenizi yazıp, çıkan sonuçlardan ”blog yazıları” kısmına tıklamak.

Ekşi Sözlük: Ekşi sözlük, geçtiğimiz yıllarda oldukça popüler olan “kutsal bilgi kaynağı”. Orada da muhtemelen hakkınızda bir şeyler yazılmıştır. Çünkü binlerce yazar, akıllarına ne gelirse onu yazıyorlar. Çocukluğumun geçtiği mahallede 10 metrekarelik dükkanında tantuni yapan “tantunici kenan abi”nin bile başlığı vardı, muhtemelen sizin de vardır. Girin ve hakkınızda neler yazılmış okuyun.

Blogcu: Blogcu da ülkemizdeki en etkin blog servisi. Orada da markanızı arayabilirsiniz. Aşağıdaki linkin sonuna aramak istediğiniz kelimeyi yazın. www.blogcu.com/etiket/markanız (Mümkünse tek kelime olsun)

Evet, ilk planda bunları yapmanız size büyük fayda sağlayacaktır. Ve son bir öneri daha. Hem bilgilenip, hem de biraz gülümsemek istiyorsanız, ne kadar sosyal olduğunuzu How Sociable ile ölçebilirsiniz. Sorularınızı ve skorlarınızı yorum bölümüne yazarsanız mutlu olurum. Gelecek yazıda pazarlama profesyonelleri için sosyal medya takip araçlarını değerlendireceğim. Daha doğrusu daha önce değerlendirmiş olduğum platformlardan aldığım notlarımı paylaşacağım. Eğer bu yazı beni kesmedi diyorsanız da, sizi şöyle alalım.

{ 6 comments }

Sosyal medya dersleri başlıyor

by Taci Yalçın on 26 Ocak 2010

in Sosyal Medya

Merhabalar. Bu taze blogu açmamın nedenlerinden biri de aslında bu konu. Diğer tüm bloglarımı iptal edip, artık tek bir blogda (ve tek bir konuda - en iyi bildiğimi sandığım konuda) yazmamın gerektiğinin farkına vardım. O açıdan da Mert’e teşekkürlerimi sunuyorum.

Evet, sen kimsin diyebilirsiniz. Çünkü ülkemizde maalesef sosyal medya gurusu olmak çok kolay. Bir blog açıyorsunuz, 3-5 bir şeyler karalıyorsunuz ve kendinizi guru ilan ediveriyorsunuz. O yüzden ben uzun süre (belki birkaç yıl) bu konuda ahkam kesmemeyi tercih ettim. Sabahlara kadar araştırmalar yaptım, sosyal medya stratejileri geliştirdim, dünya çapında üst düzey sosyal medya uzmanlarıyla tanıştım, onlarla çok önemli web üzerinden yapılan etkinliklere katılıp, fikir paylaşımı içinde bulundum ve çoğu kişi gibi onların fikirlerini doğrudan kabul etmek yerine, uzun tartışmalara girdim ve birçok kendi fikrimi onlara kabul ettirdim. Elbette ilerleyen süreçte bu konuda da detaylı bilgi edineceksiniz.

Tüm bunları yaparken de geçtiğimiz seçimlerde Türkiye’nin ilk siyasi sosyal medya hareket planını (Türkiye’nin en büyük 2 partisinden biriyle çalıştık, elbette isim veremiyorum) hazırlayıp yönettim. (Hazırlama süreci: 5 ay, Yönetim: 3 ay) Bu süreçte edindiğim izlenimleri, birikimlerimi, kısacası sosyal medya adına her şeyi bu derslerde paylaşacağıma emin olabilirsiniz. (Parti içinde üst yönetimle yaşadığımız çatışmalardan dolayı bu kapsamda hazırladığım birçok sosyal medya projesini hayata geçiremedik, daha çok bizim hazırladıklarımızı değil de onların istedikleri şeyleri hazırladık. Onay süreci ise tahmin edebileceğiniz gibi devlet kurumlarımıza yakışır nitelikteydi fakat konumuz işin bu boyutu değil. O süreci de yeri geldikçe üstü kapalı olarak paylaşmaya çalışırım.)

Sosyal Medya Dersleri‘nin konularını ise şu şekilde hazırladım:

  • Sosyal medyaya giriş
  • Sosyal medyayı dinlemek ve ölçümlemek
  • Bir sosyal medya yol haritası hazırlamak
  • Sosyal medyada içerik
  • Blogumuzu sosyal medyaya adapte etmek
  • Sosyal medyada müşteri ilişkileri
  • Sosyal medyayla ilişkiler
  • Sosyal medyada reklam stratejileri
  • Sosyal medyada sponsorluk stratejileri
  • Web sitemizi sosyal medyayla uyumlu hale getirmek
  • Sosyal medyayı kullanarak satışlarımızı artırmak

Eğer derslere katılmak veya daha fazla bilgi edinmek isterseniz, Mert’in Blog Akademisi’nden sosyal medya dersleri hakkında ayrıntılı bilgi alabilirsiniz. Veya iletişim bölümünden bana ulaşabilirsiniz.

Umarım Mert arkadaşımın yüzünü kara çıkarmam. Umarım uzun zamandır sosyal medya konusunda bir blog açmamı isteyen birçok arkadaşımın da yüzünü kara çıkarmam. Herkese sevgiler, saygılar.

{ 0 comments }

Sosyal Medya Blogu

by Taci Yalçın on 25 Ocak 2010

in Sosyal Medya

Evet, sonunda adamakıllı bir sosyal medya blogu açmayı başarabildim. Gerçi daha bir sürü yapılacak işi var ama olsun, sonuçta büyük bir adımı atmış bulunuyorum. Fena halde yorgunum. Neredeyse 48 saattir bilgisayar başındayım. Uyumaya geçmeden önce ilk postumu atayım dedim.

Başlığa dönecek olursam; evet bu bir sosyal medya blogu. Yıllardır süren çalışmalarımı, projelerimi, sunumlarımı buradan paylaşacağım ve benim bildiklerimi bilmeyen birçok kişi ve markaya da -umarım- yardımcı olacağım. Blogumu takip eden sosyal medyayla ilişkili kişilerle de -yine umarım- bol bol karşılıklı fikir alışverişinde bulunacağız ve markalara daha fazla yardımcı olacağız.

Eğer sosyal medyayla ilgiliyseniz blogumu RSS takipçinize eklemenizi öneririm.

{ 2 comments }